İster basit bir konu, isterse önemli bir karar hakkında ya da iki kişi ya da bir grup insan arasında olsun, çatışma, yaşamın bir parçasıdır. Oysa başarılı bir çözüm bulmak, hatta çatışmadan kaçınmak, genellikle mümkündür. Ne yazık ki pek çok insan, çatışmayla başa çıkmayı, "kişisel" algılama biçimlerinden dolayı, kendileri açısından çok zorlaştırır. Aşağıda, insanların çatışmayla başa çıkmak için kullandıkları birtakım ortak yöntemler bulunuyor. Bunlar, "yapıcı" olmayıp, bir kez farkına varıldığında, kendinden emin ve olumlu bir tavırla karşı çıkılabilecek ya da tüm tarafların birlikte çalışmasıyla değiştirilebilecek niteliktedir. Bazı olası yaklaşımlar aşağıda sunulmuştur.
1. Başkalarını Suçlamak
Bu teknik, çocukluk yıllarına dayanır. Çatışmanın içindeki kişi, o yıllarda sorunla ilgili olarak başkalarını ya da bir başka şeyi suçlamıştır. Kişi, yetişkin biri olarak da söz konusu durumun sorumluluğunu üstlenmek istemez. Açıkça kendini gösteren bir tekniktir ve çatışmanın adil ve sağlıklı bir yaklaşımla çözülebilmesi için, üzerinde durulması ve mücadele edilmesi gerekir.
2. Suçluluk Duygusu Yaratmak
Suçluluk duygusu, eğer göz yumulursa, kişinin duygusal ve iş yaşamında her şeyi berbat edebilir. Hem korkudan, hem de kızgınlığı ya da acıyı içe atıp sıradan bir "kurban" haline gelmekten kaynaklanır. Hiçbir "üretici" amacı yoktur (suçluluk duygusu ve vicdan farklıdır; vicdan, zaman zaman hissedilmesi doğal ve sağlıklı bir his olabilir) ve bu "mod"a girmiş kişinin etrafındaki herkesin moralini bozar. Suçluluk duygusu yaratan insanlar, bu tepkisel durumdan sıyrılıp çatışmaya ve sorumluluk almaya yönlenmelidirler; her zaman hepimizin elimizden gelenin en iyisini yaptığımızı bilmek de çoğu zaman yardımcı olur.
3. Sinirlenmek ya da Kabalaşmak
Bu duruma çatışmalarda sık rastlanır. Genellikle, böyle bir davranış içindeki insan, kendi hakkındaki gerçek hislerini gösterir. Bunu o anda kabul etmek, onun için çok zordur. Çatışmalarla sinirlenip kabalaşarak başa çıkan insanlar, geçmişlerinde kendileri de böyle muamele görmüşler ve kendileri için bu üslubu geliştirmişlerdir. Bundan kurtulmaları için, arkadaşlarının, ailelerinin ve iş çevrelerinin kendilerine öğüt ve/ya da iyi destek vermesi ve diplomatik olarak tavır koyması gerekir. Çatışmayla başa çıkmak, "öğrenilen bir tepki"dir; dolayısıyla, yardım alınarak ve zaman içinde, kişi gerçekten davranışını ve eski inançlarını değiştirmek istiyorsa, "unutulabilir."
4. Geçmişi Su Yüzüne Çıkarmak
Mevcut sorun ya da çatışmalar hakkında konuşmaktan kaçınmanın bir yolu, konuyu değiştirmek ya da geçmişte olanları gündeme getirerek konudan uzak kalmaya çalışmaktır. Geçmiş, geride kalmıştır. Kişinin oturup "şimdiki" konular hakkında konuşması istenmeli ya da kişi buna yönlendirilmelidir. Geçmişe dönmek, mevcut çatışmayla başa çıkmanın haksız ve kaçamak bir yoludur. Kişiye bir kez doğrudan ama sakin bir tavırla ne yaptığı sorulursa, belki çatışma çözülmez; ama en azından gerçek ve mevcut konular hakkında konuşulur.
5. Özür Dilemek
Özür dilemek, çocukluğumuzda yanlış bir iş yapıp sorumluluğunu almaya korktuğumuz zamanlar başvurduğumuz sık rastlanılan bir durumdur. Pek çoğumuz, yaşamımız boyunca, geç kalmak, önemli tarihleri unutmak, işle ilgili ya da kişisel sorunlar gibi şeyleri açıklamak için çok kez özür dilemişizdir. Kişi, özür dilemeyi bırakıp çatışma ya da sorundaki payını kabul etmeye karar verdiği an, çözüme ya da durumu iyileştirmeye giden yol açılır.
6. Sorumluluk Almamak
Bu, bir çatışma durumunda başkalarını suçlamaktan her tür sorumluluğu reddetmeye kadar, farklı biçimlerde ortaya çıkar. Bu, bir "çıkmaz sokak"tır ve çatışmayla başa çıkmak için etkisiz bir yoldur. Bu da çocukluk yıllarına dayanır. Bir sorun yaratma ya da ona katkıda bulunma konusunda herkes kendi payına düşen sorumluluğu almaya bir kez karar verdiğinde, çok geçmeden, çözüme yönelik yapıcı plan ya da tartışmalar ortaya çıkacaktır. Yetişkinler olarak, yaptığımız her şeyden sorumluyuz. Zamanın yüzde 100'ünde "seçmek" durumunda kalırız. Seçmek, sonuçları etkileyen olaylar yaratmaya yardımcı olur. Hepimiz, seçimimize dayanan bir durumun sonucundan bir ölçüde sorumluyuz.
7. İletişime Geçmeyi Reddetmek - Sessiz Tedavi
Bu, gene çocukluk yıllarında bir şekilde öğrendiğimiz ya da tanık olduğumuz ve bazen, en azından bazı kişi ve durumlar söz konusu olduğunda, "işe yaradığına" kanaat getirdiğimiz pasif bir tekniktir. Sorun şu ki, bir çatışmaya dahil olan insanlar arasında iletişim olmadan, çatışma çözülemez ve pek çok durumda daha kötüye gidebilir. Bu davranış ortaya çıktığında, iletişim kurmayı reddeden kişinin ona arkadaşça ve dostça yaklaştığınızı bilmesini sağlamak yardımcı olabilir. Çatışmayı "çözmek" istiyorsunuzdur ve sözcüklerinizin, ifadelerinizin ve ses tonunuzun mümkün olduğunca uzlaşmacı olması önemlidir. Sessiz duran kişi korkmaktadır. Onlara bu korkudan kurtulmaları için yardımcı olun; muhtemelen, açılacak ve konuşacaklardır. Ve onları çatışmayla bu şekilde başa çıkmaktan (başa çıkmamaktan) uzaklaştırmak, epey sabır ve zaman gerektirecektir.
8. Bir Hastalık Yaratmak/Uydurmak
Çatışmalar, hem duygusal, hem de fiziksel açıdan stresli ve yorucu olabilir. Çatışmalarla etkin bir biçimde başa çıkamayan kişiler, çatışma hakkındaki korku ve duygularını içlerine atarlar ve bazı hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bunlar, migren ağrıları, mide sancıları, çeşitli ağrı ve acılar, hatta astım krizleri şeklinde olabilir. Çocukken pek çoğumuz, zorlanacağımızı düşündüğümüz durumlardan kaçmak için hastalık numarası yaptık ya da kendimizi hasta olmaya zorladık. Ne yazık ki bazı insanlar, yetişkinken de aynı biçimde çatışmalarla başa çıkmaya çalışırlar. Ne yaptıklarını bilmeleri ve bir yetişkin olarak, çatışmalarla (ya da belki genel olarak yaşamla) üretici ve sağlıklı bir biçimde mücadele etmeden önce yaşamla olgun ve sağlıklı bir biçimde başa çıkmanın yolunu bulmaları gerekir. Arkadaşınız, sevdiğiniz ya da yakın bir iş arkadaşınız iseler, sabır ve destek, kişinin çatışmayla daha iyi ve üretici biçimde başa çıkma yollarını anlamasına epey yardımcı olacaktır.
9. Sorunu Görmezden Gelmek
Bu "kafasını kuma gömmüş devekuşu" tekniğidir. Hiç sorun yokmuş, başkalarının tartışmaları gereken ve tartışmak istedikleri sorunları varmış, bunu sorun olarak görmüyormuş ve bu konu tartışmaya değmezmiş gibi davranmak son derece yaygındır. Hepimiz başka insanlar tarafından saygı görmeyi isteriz, özellikle de bu insanlarla kişisel ya da işle ilgili bağlantılarımız varsa. Tanıdığımız insanların bizimle paylaşma ihtiyacı duydukları her tür konuyu dinlemek, nazik bir davranıştır ve saygı göstergesidir. Kişi, konuların kendisine anlatılmasına izin verip halen "kendi" açısından bir sorun olmadığını söylüyorsa, konunun ne kadar sert ya da saldırgan bir tutumla çözüleceğine karar vermek, işin içinde bulunan diğer insanlara düşer. Bazen her şeyi oluruna bırakmak, bizim için daha kolay ve sağlıklıdır. Önemli bir konu olmadıkça ve hem yaşamımızda, hem de ilişkilerimizde stres ve baskı yaratıyorsa, "haklı" çıkmak için çabalamaya değmez. Elbette her "çatışma," farklıdır ve bu seçimi kendimizin yapması gerekir.
10. Çatışmayı/Konuyu Küçümsemek
Bunun klasik örneği, bir sorunu kendisiyle paylaşan birine "Pireyi deve yapıyorsun" şeklinde yanıt veren bir kişidir. Bu tür klişeler kullanan kişi, çatışmayla ilgili diğer kişilerin duygularını hafife almaktadır. Aynı zamanda, saygısızlık söz konusudur. Bu davranışı sergileyen insanlarla uğraşmak için güçlü olmak, kendine güvenmek, mümkün olduğunca soğukkanlı davranmak, sizin duygularınıza önem vermelerini istemek ve sizin gerçeklerinize daha fazla saygı ve ilgi ile bakmaları için her tür çabayı sarf etmek gerekir. Genellikle bu kişiler, inkar da ederler, çatışmada "kendilerine düşen paydan" korkarlar ve bu yüzden korkuyla yönlendirilen bir bakış açısına sahiptirler. Yapılabilecek en iyi şey, olabildiğince dostça bir atmosfer yaratmak, kişiye arkadaşça ve pozitif bir tavırla yaklaşmak ve zaman içinde kendi endişe ve hislerinizi benimsetmeyi sürdürmektir. Neyse ki sonunda, savunma kalkanlarını indirecek ve sizi ve durum hakkında söylenenleri daha gerçekçi bir bakış açısıyla dinleyeceklerdir.
Özel Arama
suçluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suçluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Nisan 2008 Pazar
SUÇLULUK DUYGUSU ÜZERİNE BİR ANALİZ
Suçluluk duygusu yalnış bir hareket yaptığını düşünen insanın kendini affedememesinden kaynaklanır. Burada önemli olan, bireyin yalnış yaptığına dair inancıdır.Yalnışın bireye veya başkalarına olumsuz etkisinin olmuş veya olmamış oluşu, yada diğer kişilerin bireye incinmiş yada incinmemiş oluşu hiç önemli değildir. Söz konusu yalnış, sadece düşünce yada duygu seviyesinde de olabilir. Yapılan yalnış bir iş için kendinizi suçlarsınız çünkü kendinizi affedemezsiniz.Bu tecrübeyi geçmişte bırakıp hayatınıza devam edemezsiniz.
Zaman zaman herkez kendini suçlu hisseder, ancak bazı insanlar bu duyguyu daha sık deneyimlerler.Ne zaman hata yapsalar,uzun süre bu hatayı unutamaz ve bu nedenle kendilerini çok kötü hissederler. Eğer kendini sık sık suçlu hisseden kişilerden biriyseniz muhtemelen aşağıdaki özelliklerin bir veya birkaçına sahipsiniz demektir.
*Kendine güvensizlik
*Mükemmelliyetcilik
*Kızgınlık duygularını atamamak
*Affedememek
*Depresif olmaya eğilim
*Endişe halleri
*Daima kontrollü olma ihtiyacı
Bu özellikler kişiyi suçluluk duygusuna ittiği gibi suçluluk duygusuda kişiye bu özellikleri getirir.Bu bir fasit dairedir.
Suçluluk duygusunu yenebilmek için bazı öneriler:
Güvendiğiniz bir kişi ile yaptığınıza inandığınız hatayı paylaşabilirsiniz.Hatanızı paylaştığınız zaman,belki de yaptığınızın o kadar da korkunç bir şey olmadığını farkedeceksiniz.
Eğer kendine güven sorunları yaşıyorsanız, kendinizin affedilmeye değer bir insan olduğunuzu tamamen anlayıncaya kadar kendine güven konusu üzerinde çalışmanız gerekebilir.
Depresyonunuz varsa bu sorunu çözmeye çalışınız.
Mükemmelliyetcilik ve daima kontrollü olma ihtiyacı, suçluluk duygusunu yenebilmenizin önünde duran en önemli engellerdir.Bu eğilimlerden kurtulmaya çalışınız.
Neden kendinizi suçlu hissettiğinizi anlayamıyorsanız,anılarınızı yazmaya başlayın. Bunun suçluluk duygusunun sebebini bulabilme konusunda çok yararı olacaktır.Sebebi bulursanız kendinize şunu sorun. Kendimi neden affedemiyorum? Kendimi affedebilmek için ne yapmalıyım?Kendimi suçlu hissetmek benim için ne gibi bir amaca hizmet ediyor? Bana ne kazandırıyor?
Hataların hayatımızda çok önemli bir yeri olduğunu hepimizin bilmesi gerekiyor.Hata yaparak öğreniriz.Suçluluk duygunuzun sebebini kavradığınız zaman,bu tecrübenin size ne öğrettiğini çıkartmaya çalışın.Eğer herhangi birşey öğrenmediğinizi düşünüyorsanız,düşünmeye devam edin.Bu hatadan ne öğrenebileceğinizi bulmaya çalışın. Mükemmel olmak zorunda olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? O nedenle mi kendinizi affedemiyorsunuz? Aynı hatayı başka birisi yapmış olsa ona ne söylerdiniz?
Suçluluk duygusundan bir günde kurtulabilmek muhtemelen mümkün değildir. Eğer suçluluk duygusu yaşamaya eğilimli bir kişiyseniz, düzenli olarak bu problemi nasıl aşabileceğiniz konusu üzerinde çalışınız.Suçluluk duygusundan kurtulduğunuzda nasıl bir yaşamınızın olacağını,neler hissedeceğinizi hayal etmeye çalışınız.Geçmişi geride bırakabilmek,kabullenme ve affetme kavramları üzerinde çalışınız.
Zaman zaman herkez kendini suçlu hisseder, ancak bazı insanlar bu duyguyu daha sık deneyimlerler.Ne zaman hata yapsalar,uzun süre bu hatayı unutamaz ve bu nedenle kendilerini çok kötü hissederler. Eğer kendini sık sık suçlu hisseden kişilerden biriyseniz muhtemelen aşağıdaki özelliklerin bir veya birkaçına sahipsiniz demektir.
*Kendine güvensizlik
*Mükemmelliyetcilik
*Kızgınlık duygularını atamamak
*Affedememek
*Depresif olmaya eğilim
*Endişe halleri
*Daima kontrollü olma ihtiyacı
Bu özellikler kişiyi suçluluk duygusuna ittiği gibi suçluluk duygusuda kişiye bu özellikleri getirir.Bu bir fasit dairedir.
Suçluluk duygusunu yenebilmek için bazı öneriler:
Güvendiğiniz bir kişi ile yaptığınıza inandığınız hatayı paylaşabilirsiniz.Hatanızı paylaştığınız zaman,belki de yaptığınızın o kadar da korkunç bir şey olmadığını farkedeceksiniz.
Eğer kendine güven sorunları yaşıyorsanız, kendinizin affedilmeye değer bir insan olduğunuzu tamamen anlayıncaya kadar kendine güven konusu üzerinde çalışmanız gerekebilir.
Depresyonunuz varsa bu sorunu çözmeye çalışınız.
Mükemmelliyetcilik ve daima kontrollü olma ihtiyacı, suçluluk duygusunu yenebilmenizin önünde duran en önemli engellerdir.Bu eğilimlerden kurtulmaya çalışınız.
Neden kendinizi suçlu hissettiğinizi anlayamıyorsanız,anılarınızı yazmaya başlayın. Bunun suçluluk duygusunun sebebini bulabilme konusunda çok yararı olacaktır.Sebebi bulursanız kendinize şunu sorun. Kendimi neden affedemiyorum? Kendimi affedebilmek için ne yapmalıyım?Kendimi suçlu hissetmek benim için ne gibi bir amaca hizmet ediyor? Bana ne kazandırıyor?
Hataların hayatımızda çok önemli bir yeri olduğunu hepimizin bilmesi gerekiyor.Hata yaparak öğreniriz.Suçluluk duygunuzun sebebini kavradığınız zaman,bu tecrübenin size ne öğrettiğini çıkartmaya çalışın.Eğer herhangi birşey öğrenmediğinizi düşünüyorsanız,düşünmeye devam edin.Bu hatadan ne öğrenebileceğinizi bulmaya çalışın. Mükemmel olmak zorunda olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? O nedenle mi kendinizi affedemiyorsunuz? Aynı hatayı başka birisi yapmış olsa ona ne söylerdiniz?
Suçluluk duygusundan bir günde kurtulabilmek muhtemelen mümkün değildir. Eğer suçluluk duygusu yaşamaya eğilimli bir kişiyseniz, düzenli olarak bu problemi nasıl aşabileceğiniz konusu üzerinde çalışınız.Suçluluk duygusundan kurtulduğunuzda nasıl bir yaşamınızın olacağını,neler hissedeceğinizi hayal etmeye çalışınız.Geçmişi geride bırakabilmek,kabullenme ve affetme kavramları üzerinde çalışınız.
19 Nisan 2008 Cumartesi
SUÇLULUK
SUÇLULUK
"Çocuk olma, Sonya," dedi Raskolnikov yavaşça. "Onlara karşı ne suç işledim ben? Niçin gideyim? Gidip de ne diyeceğim ben? Bütün bunlar kuruntudan başka bir şey değil... Kendileri milyonlarca insanın canına okuyorlar, üstelik de bunu erdem sayıyorlar. Hepsi alçak ve sahtekar onların, Sonya! Hayır, gitmeyeceğim! " Acı bir gülümsemeyle ekledi: "Hem gidip ne diyeceğim onlara; Kadını ben öldürdüm ama paraları almaya cesaret edemedim, bir taşın altına gizledim mi diyeceğim? Ama alay ederler o zaman benimle, aptala bak, paraları bile alamamış derler. Korkak ve aptal! Hiç ama hiç bir şey anlamayacaklardır, Sonya; anlamaya layık insanlar da değiller zaten! Hayır, gitmeyeceğimim! Çocuk olma, Sonya..." Sonya ellerini ona doğru uzatmış: "Acı çekeceksin, çok acı çekeceksin..." diye tekrarlıyordu Raskolnikov, dalgın dalgın: "Hem ben belki de kendime iftira ediyorum," dedi. "Bit değil, daha bir insanım belki ve kendimi mahketmekte acele ediyorum... Daha savaşacağım..." Dudaklarında kibirli bir gülümseme belirdi. "Böyle bir acıyı taşıyıp durmak! Üstelik de hayat boyunca..!"
SUÇ ve CEZA/ Fyodor Mihayloviç DOSTOYEVSKİ
Yasalara göre suç, yapılmaması gereken bir eylemi gerçekleştirmektir. Sınırları belirlidir, maddeleri bellidir ve cezaları bellidir. Oysa ne kadar çok suçluluk duygusu öğretilir doğduğumuz andan itibaren bize ve sınırsızdırlar. Maddeleri yoktur ezberleyebileceğimiz ve cezaları sonsuzdur çoğu kez ömür boyu taşıdığımız.
ÇOCUKLUĞUN SUÇU...
"Yemek istemiyorum" dediğimizde, annemiz "ama sen yemezsen ben üzülür, hasta olurum. Tansiyonum çıkacak, senin yüzünden öleceğim" der. Öylece başlar suçluluk duyguları. Annenizin üzülmesine ve hasta olmasına neden olmak az bir suç mudur? Yemek yenince ceza bitmiş olmaz üstelik. Uslu olmak, onların istediği gibi davranmak, kurallara uymak gerekir. Yoksa anne babanızın tüm sıkıntılarının, kavgalarının suçu sizindir. Anneniz bu evliliğe sırf sizin için katlanıyordur, sizi taşırken de, doğururken de acı, eziyet çekmiştir. Ve tek suçlu sizsinizdir. Nasıl ödenir bu suçların bedeli? Ve daha da önemlisi ödenemezse nasıl taşınır o küçücük çocuk omuzlarda? Ebeveynler için suçluluk duyguları, çocuğu idare etmek için etkili bir yöntemdir. Erişkin döneme geldiğinde de devam eder. Onlar sizin için çok şey yapmıştır ama siz uzaktasınızdır, aramıyorsunuzdur. Aslında nasıl der aileler? Annelik babalık karşılıksız yapılan bir iştir. Evet, açıktan hiçbir şey istenmez çoğunlukla ama bu suçluluk duygusu az bir bedel midir? Okulda devam eder öğretilen suçluluk duyguları. "Çalışmadığın için oldu, beni hayal kırıklığına uğrattın, oysa ne kadar inanmıştım sana." Ve bu kadar öğretiye dayanamayan çocuk da öğrenir karşısındakine suçluluk hissettirmenin gücünü. "Başkalarının aileleri izin veriyor ama, siz beni sevmiyorsunuz, siz iyi anne baba değilsiniz". Bu sefer suçluluk duygularıyla kararsız kalma ya da yanlış kararlar alma sırası ailededir.
SEVGİLİNİN SUÇU...
Çocukluktan öğrenilen suçluluğun erişkin döneme doğru uygulanım yeri başka sevdiklerinizdir. Sevgiliniz hoşlanmadığınız bir şey yaparsa "beni sevmiyorsun" diye başlayıp, "sevseydin yapmazdın" la devam edersiniz. "Yaptıklarından sonra, sizden nasıl birşey isteyebilir" Amacınız isteklerinizi yapmasıdır. Ne kadar çok suçluluk hissederse o kadar kolay olur. Ama bazen unuturuz, suçluluk duyguları o denli artar ki, sizin yanınızda kalıp ceza çekmektense, giderek kendini cezalandırmayı seçebilir. Hele eski suçların listesini tutuyor ve her fırsatta tarih ve gün belirterek tekrarlyorsanız...
TOPLUMUN YARATTIKLARI
Kilolusunuz, perhiz yapmanız gerekiyor. Karar verdiniz, başladınız da. Birden kendinizi yememeniz gereken birşeyi yerken buldunuz. Yerken suçluluk duymazsınız, ama perhizde olduğunuzu bilen biri "Ne yapıyorsun?" derse, lokma boğazınıza dizilir. Oysa sizin duyacağınız suçluluk yediğiniz bittikten sonra olacaktır. Pişmanlık duyacaksınızdır, ama kendinizi affetmeniz daha kolay olabilecektir. Ya sizi görenin verdiği suçluluk duygusu? "Yanlış davranıyorsun, böyle konuşulur mu?" ya da "Bunu mu giydin?" Tüm bu ve benzeri sözlerin yarattığı suçluluk duygusu bazen, gerçek suçdan daha ağır cezaya neden olur. Soyutlanma, utanma, uzaklaşma hapise girmekten daha mı basittir? Din ve ahlak kuralları da suçluluk yaratmaya yöneliktir. Kuralların dışında davranmışsanız suçluluk hissetmeniz gerekir. Bu suçluluk duygusuyla pişman olmanız ve yeniden yapmamanız beklenir sizden.
KENDİ SUÇLULUĞUMUZ
Hiç kimse size bir şey söylemez. Hatta çoğu kez olup bitenden haberleri bile yoktur. Ama sizin içinizde bir suçluluk duygusu, sizle birlikte var olan, her yere giden o duygu... Ömer Seyfettin'in 'Kaşağı' öyküsünü bilir misiniz? Hani kaşağıyı kırıp, kendi yerine kardeşinin ceza almasına göz yuman çocuğun, kardeşi ağır hastalandığındaki duygularını ne güzel anlatır. Pişmandır ama pişmanlık ne gerçeği değiştirir ne de suçluluğu giderir. Bir de bize ilişkin suçluluk vardır. Adeta varolamanın suçluluğu ki o bambaşka bir süreçtir anlaşılması, çözülmesi, yazılması gereken. Oysa geçmiş için suçluluk duymak geçmişi değiştirmez, tıpkı gelecek için duyulan endişenin geleceği değiştiremediği gibi.
Prof. Dr. Bengi Semerci
"Çocuk olma, Sonya," dedi Raskolnikov yavaşça. "Onlara karşı ne suç işledim ben? Niçin gideyim? Gidip de ne diyeceğim ben? Bütün bunlar kuruntudan başka bir şey değil... Kendileri milyonlarca insanın canına okuyorlar, üstelik de bunu erdem sayıyorlar. Hepsi alçak ve sahtekar onların, Sonya! Hayır, gitmeyeceğim! " Acı bir gülümsemeyle ekledi: "Hem gidip ne diyeceğim onlara; Kadını ben öldürdüm ama paraları almaya cesaret edemedim, bir taşın altına gizledim mi diyeceğim? Ama alay ederler o zaman benimle, aptala bak, paraları bile alamamış derler. Korkak ve aptal! Hiç ama hiç bir şey anlamayacaklardır, Sonya; anlamaya layık insanlar da değiller zaten! Hayır, gitmeyeceğimim! Çocuk olma, Sonya..." Sonya ellerini ona doğru uzatmış: "Acı çekeceksin, çok acı çekeceksin..." diye tekrarlıyordu Raskolnikov, dalgın dalgın: "Hem ben belki de kendime iftira ediyorum," dedi. "Bit değil, daha bir insanım belki ve kendimi mahketmekte acele ediyorum... Daha savaşacağım..." Dudaklarında kibirli bir gülümseme belirdi. "Böyle bir acıyı taşıyıp durmak! Üstelik de hayat boyunca..!"
SUÇ ve CEZA/ Fyodor Mihayloviç DOSTOYEVSKİ
Yasalara göre suç, yapılmaması gereken bir eylemi gerçekleştirmektir. Sınırları belirlidir, maddeleri bellidir ve cezaları bellidir. Oysa ne kadar çok suçluluk duygusu öğretilir doğduğumuz andan itibaren bize ve sınırsızdırlar. Maddeleri yoktur ezberleyebileceğimiz ve cezaları sonsuzdur çoğu kez ömür boyu taşıdığımız.
ÇOCUKLUĞUN SUÇU...
"Yemek istemiyorum" dediğimizde, annemiz "ama sen yemezsen ben üzülür, hasta olurum. Tansiyonum çıkacak, senin yüzünden öleceğim" der. Öylece başlar suçluluk duyguları. Annenizin üzülmesine ve hasta olmasına neden olmak az bir suç mudur? Yemek yenince ceza bitmiş olmaz üstelik. Uslu olmak, onların istediği gibi davranmak, kurallara uymak gerekir. Yoksa anne babanızın tüm sıkıntılarının, kavgalarının suçu sizindir. Anneniz bu evliliğe sırf sizin için katlanıyordur, sizi taşırken de, doğururken de acı, eziyet çekmiştir. Ve tek suçlu sizsinizdir. Nasıl ödenir bu suçların bedeli? Ve daha da önemlisi ödenemezse nasıl taşınır o küçücük çocuk omuzlarda? Ebeveynler için suçluluk duyguları, çocuğu idare etmek için etkili bir yöntemdir. Erişkin döneme geldiğinde de devam eder. Onlar sizin için çok şey yapmıştır ama siz uzaktasınızdır, aramıyorsunuzdur. Aslında nasıl der aileler? Annelik babalık karşılıksız yapılan bir iştir. Evet, açıktan hiçbir şey istenmez çoğunlukla ama bu suçluluk duygusu az bir bedel midir? Okulda devam eder öğretilen suçluluk duyguları. "Çalışmadığın için oldu, beni hayal kırıklığına uğrattın, oysa ne kadar inanmıştım sana." Ve bu kadar öğretiye dayanamayan çocuk da öğrenir karşısındakine suçluluk hissettirmenin gücünü. "Başkalarının aileleri izin veriyor ama, siz beni sevmiyorsunuz, siz iyi anne baba değilsiniz". Bu sefer suçluluk duygularıyla kararsız kalma ya da yanlış kararlar alma sırası ailededir.
SEVGİLİNİN SUÇU...
Çocukluktan öğrenilen suçluluğun erişkin döneme doğru uygulanım yeri başka sevdiklerinizdir. Sevgiliniz hoşlanmadığınız bir şey yaparsa "beni sevmiyorsun" diye başlayıp, "sevseydin yapmazdın" la devam edersiniz. "Yaptıklarından sonra, sizden nasıl birşey isteyebilir" Amacınız isteklerinizi yapmasıdır. Ne kadar çok suçluluk hissederse o kadar kolay olur. Ama bazen unuturuz, suçluluk duyguları o denli artar ki, sizin yanınızda kalıp ceza çekmektense, giderek kendini cezalandırmayı seçebilir. Hele eski suçların listesini tutuyor ve her fırsatta tarih ve gün belirterek tekrarlyorsanız...
TOPLUMUN YARATTIKLARI
Kilolusunuz, perhiz yapmanız gerekiyor. Karar verdiniz, başladınız da. Birden kendinizi yememeniz gereken birşeyi yerken buldunuz. Yerken suçluluk duymazsınız, ama perhizde olduğunuzu bilen biri "Ne yapıyorsun?" derse, lokma boğazınıza dizilir. Oysa sizin duyacağınız suçluluk yediğiniz bittikten sonra olacaktır. Pişmanlık duyacaksınızdır, ama kendinizi affetmeniz daha kolay olabilecektir. Ya sizi görenin verdiği suçluluk duygusu? "Yanlış davranıyorsun, böyle konuşulur mu?" ya da "Bunu mu giydin?" Tüm bu ve benzeri sözlerin yarattığı suçluluk duygusu bazen, gerçek suçdan daha ağır cezaya neden olur. Soyutlanma, utanma, uzaklaşma hapise girmekten daha mı basittir? Din ve ahlak kuralları da suçluluk yaratmaya yöneliktir. Kuralların dışında davranmışsanız suçluluk hissetmeniz gerekir. Bu suçluluk duygusuyla pişman olmanız ve yeniden yapmamanız beklenir sizden.
KENDİ SUÇLULUĞUMUZ
Hiç kimse size bir şey söylemez. Hatta çoğu kez olup bitenden haberleri bile yoktur. Ama sizin içinizde bir suçluluk duygusu, sizle birlikte var olan, her yere giden o duygu... Ömer Seyfettin'in 'Kaşağı' öyküsünü bilir misiniz? Hani kaşağıyı kırıp, kendi yerine kardeşinin ceza almasına göz yuman çocuğun, kardeşi ağır hastalandığındaki duygularını ne güzel anlatır. Pişmandır ama pişmanlık ne gerçeği değiştirir ne de suçluluğu giderir. Bir de bize ilişkin suçluluk vardır. Adeta varolamanın suçluluğu ki o bambaşka bir süreçtir anlaşılması, çözülmesi, yazılması gereken. Oysa geçmiş için suçluluk duymak geçmişi değiştirmez, tıpkı gelecek için duyulan endişenin geleceği değiştiremediği gibi.
Prof. Dr. Bengi Semerci
Suçluluk ve Pişmanlık
SUÇLULUK & PİŞMANLIK
"Bir başkasına zarar verecek şekilde hata yaptığınızda ya da hata yaptığınızı düşündüğünüzde hissettiğiniz duygu hangisidir?" sorusuna verilecek cevap kuşkusuz “duruma göre değişir” olacaktır. Fakat dikkatli bir şekilde gözlediğinizde belli duyguları yaşamaya daha yatkın olduğunuzu fark edebilirsiniz. Hele bu kişiler önemsediğiniz kişiler ise bu durum daha fazla ortaya çıkar.
İnsanın her türlü yaşantısına duygular eşlik eder. Bu duygular da hiçbir zaman tekil bir duygu olmayıp, bir çok duygudan oluşan bir duygu demetidir. Bu duygu demeti içindeki duyguları ayrıştırabilmek çoğu zaman mümkün olmamakla birlikte, bunların ayrıştırılması insanın kişilik yapısı ile ilgili önemli ipuçları verir. Aynı durum bir başkasına zarar verecek şekilde hata yapan ya da hata yaptığını düşünen kişiler için de geçerlidir. Yaşanan rahatsızlık verici duygulanım içinde bir çok duygu bulunur; fakat böyle bir durumda yaşanan temel duygular arasında üzüntü, pişmanlık ve suçluluk duyguları vardır. Çoğu zaman bunların karışımı bir duygulanım yaşanıyor olmakla birlikte bunların ayrıştırılması, hangisinin daha egemen durumda olduğunu görmek kişinin kendini tanıması açısından çok önemlidir.
Üzüntü, esas olarak bir başkasının düştüğü durum için kişinin üzülmesini ifade eder. Kişinin yaşadığı duygulanıma suçluluk ya da pişmanlığın karışmadığı durumlarda kişi var olan durumda kendine ait bir sorumluluk olmadığını düşünür. Kişi ya hiç bir sorumluluğu olmadığını ya da sorumluluğu olsa bile kendi payına düşeni yapabildiği kadarıyla yaptığını düşünür ve hiçbir kuşku duymadan bu inancı taşır. Suçluluk ve pişmanlık duygularında ise kişi kendisinin sorumluluğu olduğunu düşünür. Hatta kendini suçlamaya eğilimli bazı kişiler hiçbir sorumluluğu olması bile kendini suçlayabilir. Kabaca bakıldığında pişmanlık ve suçluluk duyguları arasında pek bir farklılık olmadığı düşünülebilirse de işin aslı çok farklıdır.
Pişmanlık ile suçluluk arasındaki en önemli fark özellikle suçluluğun daha fazla süperego (üstbenlik) [halk arasında vicdan)] kökenli olmasıdır. Suçluluk duygusu, kişinin kendisini kınayan, suçlayan, eleştiren bir iç ses olarak hissedilir. Yalnız üzüntü ve pişmanlık hisseden bir kişiden farklı olarak suçluluk hisseden kişi kendisini değersizleştirir. Yaptıkları yanlışı kendi çerçevesi içinde sınırlı tutmayarak özsaygılarını sarsacak biçimde kendisini eleştirir ve kınar. Pişmanlıkta ise suçluluktan farklı olarak kişi kendisini eleştirse bile, bu eleştiri özsaygısını sarsacak nitelikte değildir. Kişi kendi hatasını görür ve bunu kabullenir
Yapılan bir şeyin yanlış olduğuna nasıl karar verildiği önemlidir; yersiz yere kendini suçlamaya eğilimli olan kişiler katı bir üstbenliğe sahip, aşırı vicdanlı kişilerdir. Kimseye öfkelenmemesi ve kimseyi kırmaması gerektiğini düşünen kişileri örnek olarak ele alabiliriz. Kimseye öfkelenmemesi gerektiğini düşünenler en ufak öfke hissettiklerinde bunu izleyerek hemen suçluluk hissetmeye başlarlar. Kimseyi kırmaması gerektiğini düşünenler, karşıdakinin kırıldığını düşündükleri anda suçluluk hissetmeye başlarlar.
Bu duygular insanı davranışlarını değiştirmeye ya da başlamadan engellemeye yönlendirir. Suçluluk, üzülmek ve pişman olmak farklı nitelik taşır. Bir hata yapan bazı kişiler yalnız üzüntü ve pişmanlık hissederken, bazılarının suçluluk hissetmesi süperego’larının farklılığından ve öfkeyi işleyiş biçimlerinden kaynaklanır.
"Bir başkasına zarar verecek şekilde hata yaptığınızda ya da hata yaptığınızı düşündüğünüzde hissettiğiniz duygu hangisidir?" sorusuna verilecek cevap kuşkusuz “duruma göre değişir” olacaktır. Fakat dikkatli bir şekilde gözlediğinizde belli duyguları yaşamaya daha yatkın olduğunuzu fark edebilirsiniz. Hele bu kişiler önemsediğiniz kişiler ise bu durum daha fazla ortaya çıkar.
İnsanın her türlü yaşantısına duygular eşlik eder. Bu duygular da hiçbir zaman tekil bir duygu olmayıp, bir çok duygudan oluşan bir duygu demetidir. Bu duygu demeti içindeki duyguları ayrıştırabilmek çoğu zaman mümkün olmamakla birlikte, bunların ayrıştırılması insanın kişilik yapısı ile ilgili önemli ipuçları verir. Aynı durum bir başkasına zarar verecek şekilde hata yapan ya da hata yaptığını düşünen kişiler için de geçerlidir. Yaşanan rahatsızlık verici duygulanım içinde bir çok duygu bulunur; fakat böyle bir durumda yaşanan temel duygular arasında üzüntü, pişmanlık ve suçluluk duyguları vardır. Çoğu zaman bunların karışımı bir duygulanım yaşanıyor olmakla birlikte bunların ayrıştırılması, hangisinin daha egemen durumda olduğunu görmek kişinin kendini tanıması açısından çok önemlidir.
Üzüntü, esas olarak bir başkasının düştüğü durum için kişinin üzülmesini ifade eder. Kişinin yaşadığı duygulanıma suçluluk ya da pişmanlığın karışmadığı durumlarda kişi var olan durumda kendine ait bir sorumluluk olmadığını düşünür. Kişi ya hiç bir sorumluluğu olmadığını ya da sorumluluğu olsa bile kendi payına düşeni yapabildiği kadarıyla yaptığını düşünür ve hiçbir kuşku duymadan bu inancı taşır. Suçluluk ve pişmanlık duygularında ise kişi kendisinin sorumluluğu olduğunu düşünür. Hatta kendini suçlamaya eğilimli bazı kişiler hiçbir sorumluluğu olması bile kendini suçlayabilir. Kabaca bakıldığında pişmanlık ve suçluluk duyguları arasında pek bir farklılık olmadığı düşünülebilirse de işin aslı çok farklıdır.
Pişmanlık ile suçluluk arasındaki en önemli fark özellikle suçluluğun daha fazla süperego (üstbenlik) [halk arasında vicdan)] kökenli olmasıdır. Suçluluk duygusu, kişinin kendisini kınayan, suçlayan, eleştiren bir iç ses olarak hissedilir. Yalnız üzüntü ve pişmanlık hisseden bir kişiden farklı olarak suçluluk hisseden kişi kendisini değersizleştirir. Yaptıkları yanlışı kendi çerçevesi içinde sınırlı tutmayarak özsaygılarını sarsacak biçimde kendisini eleştirir ve kınar. Pişmanlıkta ise suçluluktan farklı olarak kişi kendisini eleştirse bile, bu eleştiri özsaygısını sarsacak nitelikte değildir. Kişi kendi hatasını görür ve bunu kabullenir
Yapılan bir şeyin yanlış olduğuna nasıl karar verildiği önemlidir; yersiz yere kendini suçlamaya eğilimli olan kişiler katı bir üstbenliğe sahip, aşırı vicdanlı kişilerdir. Kimseye öfkelenmemesi ve kimseyi kırmaması gerektiğini düşünen kişileri örnek olarak ele alabiliriz. Kimseye öfkelenmemesi gerektiğini düşünenler en ufak öfke hissettiklerinde bunu izleyerek hemen suçluluk hissetmeye başlarlar. Kimseyi kırmaması gerektiğini düşünenler, karşıdakinin kırıldığını düşündükleri anda suçluluk hissetmeye başlarlar.
Bu duygular insanı davranışlarını değiştirmeye ya da başlamadan engellemeye yönlendirir. Suçluluk, üzülmek ve pişman olmak farklı nitelik taşır. Bir hata yapan bazı kişiler yalnız üzüntü ve pişmanlık hissederken, bazılarının suçluluk hissetmesi süperego’larının farklılığından ve öfkeyi işleyiş biçimlerinden kaynaklanır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




