psikoloji tanım açıklama sorun tedavi yöntem hastalık psikanaliz freud sigmund ruhbilim psychology psikoloji adler psikopatoloji şizofreni parapsikoloji psikoterapi psikopati otizm psikanaliz şizofreni parapsychology cure therapy disease illness behaviouralism health autism psychoanalysis

Özel Arama
Anorexia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anorexia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2007 Cumartesi

Anoreksiya Nervosa

Anoreksiya aşırı diyet yapma sonucu oluşan önemli derecede kilo kaybıdır.

Tanım

Anoreksikler kiloları ne olursa olsun kendilerini şişman hissederler. Çoğu kez anoreksikler normalden daha zayıf olduklarını farketmezler ve 45 kg olsalar bile kendilerini şişman kabul ederler. Dahada zayıf olma çabaları içinde anoreksikler, her koşulda yemek yemekten ve kalori almaktan kaçınırlar. Bu hastalığın %10-20 oranı, oluşan çeşitli komplikasyonlar nedeniyle ölümle sonuçlanır.

Anoreksikler genelde mükemmeliğe ulaşmaya çalışırlar. Oldukça yüksek hedefler belirlerler ve kendilerini sürekli olarak ıspatlamak zorunda hissederler. Genelde başkalarının ihtiyaçlarını hep kendi ihtiyaçlarının önünde tutarlar. Anoreksik bir hasta yaşamda kontrol edebildikleri tek olayın yemek ve kiloları olduğunu düşünürler. Her sabah tartı üzerindeki sayı, zayıf olma hedeflerinde başarılı olup olmadıklarını belirler. Kilo kaybetmeyi başardıklarında kendilerini güçlü ve kontrolde hissederler. Genelde kalorilerine ve kilolarına yoğunlaşmaları istemedikleri duyguları bloke etmenin bir yoludur. Anoreksikler için, problemlerle direk olarak baş etmektense kilo vermek daha kolaydır. Genelde bu kişilerin kendilerine güveni çok azdır ve bazen yemek yemeyi haketmediklerini düşünürler. Çoğunlukla bir sorun olduğunu inkar ederler. Açlık duygusunu sürekli olarak inkar ederler. Kendilerine yardım edilmeye çalışıldığında şiddetle direnirler çünkü terapi onlar için sadece yemek yemeye zorlanmak demektir. Problemleri olduğunu bir kere kabul ettikten sonra ve yardım almayı kabul ettikten sonra tedavi edilebilirler. Bunun için hem psikolojik, hem tıbbi hemde beslenme açısından yaklaşılan kombine bir tedavi yöntemi uygulanır.

Belirtiler

  • Gözle görülür kilo kaybı

  • Gittikçe içe kapanma

  • Aşırı derecede egzersiz yapma

  • Kilo almaktan şiddetle korkmak

  • Yorgunluk

  • Sürekli üşümek

  • Kaslarda güçsüzlük

  • Yemeklere, kaloriye ve yemek tariflerine obses olmak

  • Yemek yememek için sürekli bahane bulmak (ör: daha önce yedim, kendimi iyi hissetmiyorum gibi)

  • Alışılmadık yemek yeme alışkanlıkları (ör: Yemekleri minik parçalara bölmek)
    Yiyecek yanında farkedilebilen bir rahatsızlık

  • Çok ince olmasına rağmen aşırı şişman olduğundan yakınmak

  • Başkaları için yemek pişirme ama kendisinin yememesi

  • Sadece diyet yiyecekleri ile yemekleri sınırlamak

  • Yemek yediği için utanç yada suç hissetmek

  • Depresyon, Depression, sinirlilik, ani duygu değişimleri

  • Kusarak, müshil ilacı yada diet hapı kullanarak kilo kontrolü sağlama

  • Düzensiz adet görmek

  • Adetin durması

  • Kilo kaybını saklamak için bol kıyafetler giymek

  • Sürekli tartı üzerinde kilo kontrolü yapmak

  • Baş dönmesi ve bayılma

  • Topluluk arasında yemek yemekte zorlanma

  • Yemek yeme düzeni konusunda oldukça ketum

  • Neredeyse beyaza kaçan solgun bir yüz

  • Başağrıları

  • Mükemmelliyetçi yaklaşım

  • Kişisel değerini ne yiyip yemediği ile belirlemek

  • Kilo kaybını açıklayabilecek hiç bir fiziksel sorunun olmaması

  • Bedensel/Tıbbi Komplikasyonlar

  • Yorgunluk ve enerji eksikliği

  • Cilt problemleri

  • Saçların ve tırnakların zayıf olması ve kolay kırılması

  • Baş dönmesi ve baş ağrısı

  • Aşırı su kaybı

  • Nefes darlığı

  • Kalp atışında düzensizlik

  • Ellerin ve ayakların soğuk olması

  • Şişkinlik

  • Kabızlık

  • Saç kaybı

  • Mide krampları

  • Metabolizmanın yavaşlaması

  • Vücudun su toplaması (Ödem)

  • Karaciğer ve böbrek yetmezliği

  • Kemik kaybı (Osteoporoz)

  • Uykusuzluk (İnsomniya)

  • Kansızlık (Anemi)

  • Kısırlık

  • Depresyon

  • Potasyum eksikliği

  • Infertility

  • Kalp krizi ve ölüm


Nedenleri

Doktorlar tam olarak bu hastalığın neden oluştuğunu bilmemektedir. Araştırmalar aile yaklaşımı, kültürel etkenler ve genler gibi pek çok etkinin hastalığın oluşmasına yol açtığını göstermektedir.

Nedenlerden bir tanesi, modern ve ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda medyanın genç insanlara özellikle kadınlara gönderdiği mesajlardır. Bu mesajlarda ana tema aşırı inceliğin çekici olduğudur. Modeller ve bazı ünlü kişiler gibi ince olabilmek bazı insanların sağlıklı olmayan bir kiloya inmelerini gerektirir. Bazı kişiler hem sağlıklı hemde ince olabilir fakat sorun pek çok gencin sağlıklarını yitirmeden o inceliğe ulaşmalarının mümkün olmamasıdır.

Bazı genç insanlar medyanın incelik ile ilgili mesajlarına bakarak yanlış fikirler geliştirebilirler. Örneğin, 14 yaşındaki bir genç kız, 1.60m boya sahip birinin ideal kilosunun 40 kg. olması gerektiğine inanabilir, oysa sağlıklı kilo 50kg. olmalıdır. Sonuç olarak yavaş yavaş öğünleri atlamaya başlar ve sağlıklı olmak için ihtiyacı olan besini almayı reddeder. Gittikçe zayıflar fakat kendini genede şişman hisseder. Sonunda öyle bir hale gelir ki gıdasızlıktan dolayı hastaneye kaldırılması gerekli olur.

Fakat yeme bozuklukları basitçe yemek ve incelme ile açıklanamaz, sorun bundan çok daha karmaşıktır. Yeme Bozukluğu olan kişiler ümitsizce başkaları tarafından onaylanmayı ve kabullenilmeyi arzu ederler ve bazen bu duyguları kısa vadede ince olmakta bulabilirler yada yemek yiyerek kendilerini rahatlatabilirler. Yeme bozukluğu aslında temelde vücudun açıklanmayan duygularını, kendisini ve karşılanmayan ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.

Tıbbi Yardım Ne zaman alınmalı?

Aşırı derecede kilo kaybı varsa yada aşırı yemek yemek ve aşırı diyet yapmak arasında gidip geliniyorsa bir doktor ile konuşmak önemli olabilir. İnkar etmek yeme bozukluklarının bir belirtisidir, dolayısıyla kişi çoğunlukla bir aile bireyinin yada arkadaşının ısrarı sonucu doktora gitmeyi kabul eder. Eğer aile bireylerinden birinde yada bir arkadaşınızda yeme bozukluğundan kuşkulanıyorsanız, bir doktora görünmesi konusunda ısrar etmelisiniz, beklemekle zaman kaybetmeyin ve sorunun kendi kendine çözümlenmesini beklemeyin.

Tedavi

Genel olarak kabul edilen bir gerçek yeme bozukluklarının tedavisinde, psikoterapist, doktor, yeme uzmanı ve hemşire gibi farklı alandan çeşitli klinisyenlerin tedaviye katılmasıdır

Çoğu hastada yeme bozukluğunun yanısıra aynı zamanda tedavi edilmesi gereken depresyon, kaygı bozukluğu ve diğer psikiyatrik sorunlarda mevcuttur.

Yeme bozukluğu, hem fiziksel hemde ruhsal olarak insanı tahrip eder, dolayısıyla bu tür rahatsızlığı olan insanların hemen doktora başvurması gerekir. Erken teşhis ve önlem almak kişinin daha çabuk iyileşmesini önemli ölçüde etkiler. Erken zamanlarda teşhis edilmeyen ve geç kalınan durumlarda yeme bozukluğu kronik bir hale gelebilir ve hastanın yaşamını tehdit edebilir.
En etkili tedavi yöntemi bir doktor ve yeme uzmanı ile birlikte psikoterapi yada psikolojik danışmanlık almaktır. Tedavi kişiye özel olarak belirlenmelidir, çünkü tedavi hastalığın şiddetine ve hastanın özel sorunlarına, ihtiyaçlarına hitap etmelidir.

Psikolojik terapi hastanın hem yeme bozukluğuna hemde hastalığın altında yatan kişisel ve kültürel psikolojik etkenlere eğilmelidir. Hastanın hem kendisiyle hemde yiyeceklerle barış içinde ve sağlıklı bir şekilde nasıl yaşayacağını öğrenmesi gerekir.

17 Ağustos 2007 Cuma

Anorexia Nervosa -yeme bozukluğu

Anorexia Nervosa

Anorexia Nervosa bir yeme bozukluğu türüdür. Yeme bozuklukları; vücut ağırlığı takıntısı, vücudun şekli ile ilgili olumsuz düşünceler ve beraberinde getirdiği duygulanım bozukluklarının olduğu bir durumdur. Çağımızın en büyük problemlerinden biridir.

Bu bozukluk kişinin genel vücut sağlığını etkileyen, hatta tedavi edilmezse, ölümle sonuçlanabilen bir bozukluktur. Yeme Bozuklukları; Anorexia Nervosa, Bulimia Nervosa ve Başka Türlü Adlandırılamayan Yeme Bozuklukları olarak üç ana gruba ayrılır. AN yemek yemeyi tamamen durdurma, BN aşırı yeme ve kusma, BTAYB ise kusma olmadan aşırı yeme, yemeği çiğneyip yutmadan çıkartma ve diğer normal dışı yeme alışkanlıkları ile betimlenir.

AN bireyin beden algısının bozularak kendisini şişman algılaması neticesinde beslenmeyi reddederek aşırı kilo kaybı yaşaması olarak da tanımlanabilir. AN özellikle genç kadınlarda görülür. Yemek yememe, çok az uyuma ve buna rağmen çok aktif olma AN’nın belirgin başlangıç göstergeleridir. Sonrasında AN’lı kişi çok şişmanladığı kanısı ile abartılı bir biçimde rejim uygulamaya başlar. AN hastası kişiler kendini kusturmanın yanı sıra abartılı gıda rejimi ile birlikte aşırı hareket, laksatif, diüretik ve iştah baskılayıcı ilaç da kullanır . Önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra gerçekten de yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

Anoreksikler yemek yememelerine rağmen iştahlıdırlar ve sürekli yemek ile ilgilenirler. Yemek tarifi okurlar, asla pişirmeyecekleri yemek tarifleri toplarlar ve arkadaşları ile ailelerine büyük bir özenle yemek hazırlarlar. Ancak kendileri yemezler.

Anorexia nervasa hastaları kendilerini olduklarından daha kilolu görür. Hatta klinik ortamda boy aynası karşısında bedenlerinin çeperini çizmeleri istendiğinde, beden çeperlerini olduğundan çok daha geniş çizerler.

Bir kişiye DSM-IV TR’a göre AN tanısı konabilmesi için aşağıdaki şartların oluşmuş olması gerekir:

  • Yaşı ve boy uzunluğu için olağan sayılan en az kiloda ya da bunun üzerinde bir vücut ağırlığına sahip olmayı kabul etmeme (örn. Beklenenin %85’inin altında bir vücut ağırlığına sahip olmaya yol açan bir kilo kaybı ya da büyüme dönemi sırasında, beklenenin %85’inin altında bir vücut ağırlığına sahip olmaya yol açacak bir biçimde beklenen kilo alımını gerçekleştirmeme).

  • Beklenenin altında bir vücut ağırlığına sahip olmasına karşın kilo almaktan ya da şişman biri olmaktan aşırı korkma.

  • Kişinin vücut ağırlığı ya da biçimini algılama biçiminde bozukluk olması, kendini değerlendirmede vücut ağırlığı ya da biçiminin anlamsız bir etkisinin olması ya da o sırada vücut ağırlığının düşük olmasının önemini inkar etme.

  • Kadınlarda menarş sonrası amenore, yani en az üç ardışık menstruel siklusun olmaması (Sadece hormon verilmesi sonrası menstruasyon dönemleri oluyorsa, o kadın amenoresi olduğu düşünülür, örn. östrojen uygulaması).

AN’yı kısıtlı tip ve tıkınırcasına yeme/çıkartma tip olarak iki alt başlıkta topluyoruz.

Kısıtlı Tip: AN’nın bu epizodu sırasında kişi düzenli olarak tıkınırcasına yeme ya da çıkartma (yani, kendisini yol açtı kusma ya da laksatiflerin, diüretiklerin ya da lavmanların yanlış yere kullanımı) davranışını göstermemiştir.

Tıkınırcasına Yeme/Çıkartma Tipi: AN’nın bu epizodu sırasında kişi düzenli olarak tıkınırcasına yeme ya da çıkartma (yani, kendisinin yol açtığı kusma ya da laksatiflerin, diüretiklerin ya da lavmanların yanlış yere kullanımı) davranışı göstermiştir.

Bu tip AN hastalarında kişilik bozukluklarına, dürtü kontrol bozukluklarına, madde bağımlılığı ve özkıyım girişimlerine daha sık rastlanmaktadır.

AN genellikle ilk veya orta ergenlik döneminde başlar. Görülme yaşı 11-40 arasındadır. Toplumda % 1 oranında görülür. AN vakalarında kadınların erkeklere oranı 20/1. Ergenlikte AN teşhisi konan erkeklerin oranı % 5’tir. Yüksek ve orta sosyokültürel düzeyde daha sık görülür. Ancak son yıllarda 40 yaş üstü kadınlarda ve 19 yaş üstü erkeklerde de artan oranlarda görülmeye başlanmıştır. Anoreksiklerde yaygın endokrin bozukluk vardır.

AN’da hastanın ya da ebeveynin anamnezde ifade ettiği davranışsal belirtileri sıralayacak olursak:

  • Gıdalar, kalori, kilo, yağ oranı hesapları ve diyet ile aşırı ilgi
  • Kilo konusunda aşırı ilgi ve kaygı
  • Kilo fazlası olmadığı halde diyet yapma
  • Kilo fazlası olmasa bile kendisini şişman olarak değerlendirme
  • Açlığı inkar etme
  • Normal ölçüde yemiş bile olsa, midesinde aşırı şişlik hissetme
  • Aşırı egzersiz yapma
  • Sık sık tartılma veya vücut oranlarını ölçme
  • Yeme davranışındaki değişiklikler
  • Gıda biriktirme ya da atma
  • Başkaları ile beraberken yemek yemekten kaçınma
  • Gizli yeme
  • Yemeklerden sonra sık sık banyoya gitme
  • Kusma, laksatifler, diüretikler, iştah baskılayıcı ilaçlar, kuvvetli egzersizler veya gıda alımında kısıtlama yoluyla kilo kontrolü sağlama
  • Sosyal ortamlardan kendini geri çekme
  • Sinirlilik
  • Duygudurum dalgalanmaları
  • Duygudurum enerjisindeki kayganlık
  • Kendini aşırı eleştirme
  • Hoşlandığı aktivitelerden uzaklaşma
  • Tepkisel davranış kalıpları

AN’da gözlemlenen fiziksel semptomları sıralayacak olursak:

  • Kuvvetli kilo kaybı ve kiloda sık dalgalanma
  • Kadınlarda amenore
  • Kadınlarda amenore ve ovulasyonun gerçekleşmemesi nedeniyle üreme yeteneğinin kaybı
  • Bayılma hissi
  • Letarji (uyanıklığın belirgin azalması)
  • Güçsüzlük
  • Deride kuruluk
  • Saç kaybı
  • Tırnak kalitesinde bozulma
  • Kabızlık
  • Vücutta ödem
  • Erkeklerde impotenz

AN’in genetik nedenlerinin yanı sıra psikososyal nedenlerine baktığımızda, çocuğun birey olarak gelişmesini güçleştiren bir aile patolojisi bulgularız. Anoreksiklerin aileleri tarafından kuvvetli rasyonel başarı beklentisiyle yüklendiğini görürüz. Bu tarz aile yapılarında rasyonel başarının gerçekleşmemesi belirgin yöntemlerle cezalandırılmaz. Bu tarz ailelerde bu başarısızlık, çocuğun ailenin güvenini sarsması olarak algılanır ve ifade edilir. Bunu ipek eldiven içindeki demir yumruk olarak betimlemek mümkündür.

AN hastalarının büyüme döneminde desteklenen cinsel çocuksulukları; cinsel ilişki kurma ve gebe kalma ile ilgili kuvvetli korkuları; büyüme, anneden ayrılma ve bireyleşmeye karşı kuvvetli korkuları bulgulanabilir.

Aile hikayelerinde ölüm, ayrılık, alkol ve kumar gibi sorunlar olan gençlerde daha sık görülür. Çevrenin yargılarına çok önem veren ailelerin çocuklarında daha sıklıkla bulgulanır AN.Majör depresyon bu ailelerde genel nüfusa oranla daha sık görülür.

Toplumun zayıflığa çok değer verdiği kesimlerde de daha sık rastlarız AN’ya. Toplumun dış görünüşe verdiği bu önem, ergenin bağımsız olma ve sosyalleşme çabaları ile aileden koparak bireyleşme süreçlerinde bedenleri ile aşırı ilgilenmelerine neden olmaktadır. Gençlerin yaşamla ve bilgiyle ilgili donanımları yeterli olmadığı için, yaşamda kendilerini tek ifade etme alanı dış görünüşleridir. Kozmetik ve tekstil sektörünün sunduğu idoller kendilerini bedenleri ile ifade etmeyi seçen gençlerin yukarıda anlatılan aksaklıklara sahip olanlarında yeme bozukluklarını tetiklemektedirler.

AN depresyonun ve kendine zarar verme davranışının da bir dışa vurumu olabilir.Anoreksikler takıntısallığa ve mükemmeliyetçiliğe yatkındırlar.Aslında hastalar için AN başkalarının karar vermesine karşı çıkabildikleri bir dirençtir. Anoreksikler üzerinde söz sahibi olabilecekleri, kendilerine bırakılmış tek alan olan kendi bedenlerini kontrol ettiklerine inanırlar.

Anoreksik hastalar güçsüz ve etkisiz olduklarına yönelik kesin bir inanç taşırlar. Daha çok kusursuz bir kız çocuğu imgesiyle kendilerini erişkin yaşamın zorluklarından korumak isterler. Beden, benlikten ayrı ve ebeveyne ait bir parça gibi algılanır. Anoreksikler büyürken özerkleşmeleri asla desteklenmemiştir. Beden işlevlerinin denetiminin kendilerinde olmadığına inanarak yaşamışlardır. Anoreksiklerin çocukluğuna baktığımızda, genellikle ebeveynlerini memnun etmeye çalışan iyi ve uslu “kız çocukları” geçmişi gözlemleriz. Ergenlikle beraber bu davranış kalıbı olumsuzlaşır. Anoreksik ergen bu dönemde uyum göstermekten vazgeçerek, kendi kontrollerini ele alma çabasındadır. Ancak bu kontrolü sağlıklı oluşturamadığı için beden ağırlığını ve beslenmesini kontrole dönüştürür. Yaşam alanında kontrol etmek için kendisine bırakılan tek alanın bedeni olduğu inancındadır.

Anoreksiklerin büyük bir kısmında anne-kız ilişkisine baktığımızda, annenin kendi ihtiyaçlarını ve doyumunu kızınınkinden önde tuttuğu görürüz. Çocuk bu nedenle annesinden kendisine değer veren, önemseyen, kabul gösteren ve kendi varlığını fark edip geliştirebileceği geribildirimleri almadığı için sağlıklı bir benlik algısı oluşturamaz ve kendisini annesinin bir uzantısı olarak algılamayı seçer.

Anoreksiklerin baba-kız ilişkilerine baktığımızda ise, genelde babaların ilgili ve destekleyici göründüklerini, ancak kızları gerçekten kendilerine ihtiyaç duyduklarında, kızlarını duygusal yönden destekleyemediklerini ve yalnız bıraktıklarını görürüz. Mutsuz bir birliktelikleri olan anne-babaların kızlarını kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir obje yerine koyarak kendileri olabilmeleri için imkan vermedikleri de bir bulgudur bazı anoreksik vakalarda.

AN’ın psikodinamiğini şu şekilde açıklayabiliriz:

  • Farklı ve tek olabilmek için çabalamak
  • Ebeveynin beklentileri sonucu oluşan yapay benlik algısını reddetmeye çalışmak
  • Gerçek benliğin oluşmaya başlaması
  • Bedende somutlaşan içselleştirilmiş düşman ve kontrol eden anne imgesinin reddedilmesi
  • Aşırı isteklere karşı direnç, kontrol geliştirme
  • Kendisinin yerine diğerlerini çaresiz durumda bırakma

AN yaşamı tehdit edebilecek ve ölümle sonuçlanabilecek kadar riskleri yüksek bir bozukluktur. Anoreksiklerin büyük bir kısmı da maalesef tedaviden kaçma eğilimindedirler. Tedavi olurlarsa, kilo almaları gerektiğini bildikleri ve bunu kontrolü kendilerine bırakılan tek alan olan bedenlerinin kontrolünü kaybetme olarak algıladıkları ve bu durumdan şiddetle korktukları için, tedaviden kaçma oranları çok yüksektir. AN hastalarının hastalığı ve dolayısıyla yardımı kabullenmemeleri, hastalığın seyrini olumsuzlaştırmakta ve yaşamsal risklerin oluşmasına neden olmaktadır.

AN hastalarının yarıya yakın bir kısmı bir başka yeme bozukluğu olan BN özelliklerini de gösterir. Aşırı yeme ve kusma gibi belirtiler AN başladıktan ortalama 1 ½ sene içinde ortaya çıkmaktadır.AN’da da diğer yeme bozukluklarında olduğu gibi oluşabilecek tıbbi komplikasyonlar vardır:

*Akut Problemler:

  • Sıvı, elektrolit ve asit-baz dengesi anormallikleri
  • Kardiyak ritm bozuklukları
  • Gastrointestinal semptomlar
  • Gecikmiş gastrik boşalma
  • İrrtibl Kolon Semptomları
  • Özafagial – yemek borusu - hastalıklar (özafajit- yemek borusu duvarı iltihabı, rüptür - yırtılma )

*Kronik Problemler:

  • Büyüme geriliği
  • Ergenliğin duraklaması
  • Amenore (adet görememe)
  • Üreme kapasitesinde anormallik
  • Kemik kitlesinin kazanılmasında bozulma
  • Serebral atrofi
  • Kronik renal tubuler hastalıklar
  • Ventriküler aritmi
  • Konjestif kalp yetmezliği
  • Hipofostatemi

AN’da tedavi başarısı maalesef çok yüksek değildir. Bunun nedeni, hastaların hasta olduklarını kabul etmemeleri ve hastalığın çok geç bir safhasında genelde kendi istekleri dışında fiziksel olarak bedensel fonksiyonlarında çökme başladığında hastaneye yakınları tarafından getirilmeleridir.

Ağır kilo kaybı olan anoreksilerin mutlak hastanede çoklu uzman gözetiminde – psikiyatr, psiklolog, dahiliye uzmanı, kadınlarda jinekolog, diyetisyen - tedavi görmeleri gerekir. Anoreksikler çok büyük bir oranda hasta olduklarını kabul etmedikleri için, ciddi risk sınırına gelince yakınları tarafından hastaneye kaldırılırlar. Bu hastalıkta genelde bu sebeple hastalığın ilerlemiş bir safhasında tedaviye başlanmak zorunda kalınır. Ağır kilo kaybı olan hastaların parenteral beslenmeleri gerekebilir. Yaşamsal tehlike belirli bir oranda bertaraf edildikten sonra, tedaviye öncelikle kişinin kilo almayacağına inandığı bir beslenme biçimi konusunda anlaşılarak başlanmalıdır. Hasta doktorları ile güven ilişkisini yakaladıktan sonra, tedavinin devamı mümkün olur. Çoklu tedavinin belirli bir aşamasından sonra, bu anlaşma neticesinde anoreksiklerin kilo almaya başladıklarında yoğun direnç göstermeleri çok yaygın olarak karşılaşılan bir olumsuzluktur. Bu direnci geliştiren anoreksiklerin sosyal ilişkileri yetersizdir ve genellikle depresif bir duygudurum içindedirler.

AN hastası yapılan anlaşmaya uygun günlük kilo artışına direnç geliştirmek yerine, kilo artışında başarı gösterirse, giderek artan ödüller verilir. Sağlıklı bir beslenme çizelgesinin oluşturulmasının akabinde yeni beslenme biçimi başlamadan, psikoterapi gerekli yöntemlerle devreye girer. Psikoterapi diğer eşleşen problemlerin de işlendiği, ancak esas olarak kişinin yeme davranışı ile ilgili oluşturmuş olduğu yanlış düşünce kalıplarının ve olumsuz beden algısının kognitif-davranışçı terapilerle değiştirilmesine dayanır başlangıçta. Psikoterapinin oluşturulmasında dinamik yaklaşımın da önemi büyüktür. AN’yı oluşturan biliçaltı çatışmaların bilince çıkartılarak kişiliğin sağlıklı ve özgür gelişmesinin sağlanması çok önemlidir. Bireysel terapinin yanı sıra mutlak aile terapisi de tedavi protokolünde yer almalıdır. AN hastalarının hemen hepsinin temelinde aile problemleri vardır.

Psikoterapinin gerektiğinde – özellikle depresyon ve obsesyonların olduğu durumlarda - destekleyicisi psikofarmakoterapidir.

Anorexia Nervosa hastaları tedavinin belirli bir aşamasında hastaneden çıktıklarında, yeme bozukluklarının dışında kalan çevresel faktörlerin – iş, okul, aile – tümüyle birden baş edemeyip regrese olabilirler. Bu nedenle AN hastalarının hastaneden çıktıktan sonra da tedavilerine çoklu uzman eşliğinde son derece disiplinli bir şekilde uymaları çok önemlidir.