psikoloji tanım açıklama sorun tedavi yöntem hastalık psikanaliz freud sigmund ruhbilim psychology psikoloji adler psikopatoloji şizofreni parapsikoloji psikoterapi psikopati otizm psikanaliz şizofreni parapsychology cure therapy disease illness behaviouralism health autism psychoanalysis

Özel Arama
psikofizyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikofizyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2010 Pazar

UYKUSUZLUK

Yaygınlık, Risk faktörleri ve Tedavi Seçenekleri

Mirtazapin, etkili bir antidepresan olmasının yanı sıra anksiyete giderici ve uyku düzenleyici etkiye sahiptir. Antihistaminik etkisi ve 5 HT 2 reseptörlerini bloke etmesi, ilacın uykuyu düzenleyici etkinliğinde rol oynamaktadır.

Uykunun beklenen süreden kısa olması "insomnia" olarak adlandırılmaktadır. Türkçe'de insomnia karşılığı olarak "uykusuzluk" terimi yaygın olarak kullanılmaktadır. Süre yeterli olmasına karşın dinlendirici olmayan uyku bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir. Uyku alanında yapılan epidemiyolojik araştırmalar bir yakınma ve belirti olarak uykusuzluğun çok sık yaşandığını göstermiştir, insanların yaklaşık yarısı yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedir.

Araştırmalarda uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma ya da toplam sürenin kısa olması gibi durumlardan birinin varlığı uykusuzluk olarak kabul edilmektedir. Kesitsel araştırmalarda birincil ya da ikincil ayrımı yapılmaksızın "son bir hafta içinde" erişkin toplumun yaklaşık 1/3'ünde uykusuzluk yakınması bildirilmektedir. Şiddetli uykusuzluk yakınması ise %4 bulunmuştur. Şiddetli uykusuzluğu olan hastaların yaşam kalitesi önemli oranda azalmakta; buna karşın tedavi amacıyla doktora başvuru oranı düşük kalmaktadır. Şiddetli uykusuzluk yakınması getiren hastaların %55'inin doktoru ile bu sorunu görüştüğü bulunmuştur . İzleme araştırmaları ağır uykusuzluk oranının yıllar içinde giderek arttığı ve kronikleşme eğilimi gösterdiğini desteklemektedir. Kronik uykusuzluk yakınmaları toplumun %5'inde görülmektedir.

Avrupa'da toplam 24.600 kişi ile yapılan bir araştırmada katılanların %27.2'si uykusuzluk yakınması getirmiştir. Haftada en az üç kez olmak üzere bu kişilerin %10.1'i uykuya dalma zorluğu, %18'i uykuyu sürdürme zorluğu, %10.9'u erken uyanma, %9.8'i dinlendirici olmayan uyku yakınması bildirmiştir. Birincil uykusuzluk yaşam boyu yaygınlığı yaklaşık %15 bulunmuştur.

Yaş ile birlikte uykusuzluk görülme sıklığı artmaktadır. Orta yaşîı kadınlarda, erkeklerin 1.5 katı uykusuzluk yakınması vardır. Uykusuzluk yakınmalarının mevsimsel değişimler gösterebileceği gözlenmiştir, uykusuzluk kış aylarında artarken yaz aylarında azalma eğilimi gösterdiği bulunmuştur. Uykusuzluk yakınması ile başvuran hastaların ayrıcı tanısı güçtür, hastaların %46'sının ruhsal bir hastalığa bağlı ikincil uykusuzluk, %22'sinin birincil uykusuzluk olduğu bulunmuştur.

Birincil uykusuzluk tanısı konulabilmesi için, bu yakınmaların en az bir ay süre ile devam etmesi ve kişinin toplumsal, mesleki, işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması gerekir. Hastalarda izlenen uyku sorunu, narkolepsi, solunumla ilgili uyku bozukluğu, sirkadyen ritm uyku bozukluğu, parasomni gibi başka bir uyku bozukluğu sırasında, majör depresyon, anksiyete, deliryum gibi tablolar sırasında ortaya çıkmış olmamalıdır. Ayrıca genel bir tıbbi duruma, madde kullanımına, tedavi için kullanılan bir ilacın etkilerine bağlı olarak ortaya çıkan ikincil uykusuzluklar birincil uykusuzluktan ayrılmalıdır.

Olguların polisomnografik incelemelerinde uykuya dalma süresi uzamıştır, uyku boyunca uyanıklık dönemlerinde sayıca ve sürece artış ile tekrar uykuya başlamada güçlük izlenir. Derin uyku (3 ve 4 dönemler) ile REM (Rapid Eye Movement) uykusu düzensizdir ve yoğunluğu azalmıştır. Toplam uyku süresi ve uyku etkinliği azalmıştır.

Birincil uykusuzluk etiyolojik faktörlere göre 4 ayrı grup altında incelenebilir:

Kötü uyku hijyenine bağlı: Kişinin günlük aktivitelerine bağlı olarak iyi kalitede bir uykuyu sürdürememesi söz konusudur. Bu hastaların tedavisi bu olumsuz şartları belirlemek ve bunların değiştirilmesini sağlamaya çalışmaktır.

Psikofizyolojik uykusuzluk: Uyku ile birlikte şartlanılan nesne yatak odası, yatak, yastık vb. kişide insomniyi uyaran bir nesne olarak algılanır bu nedenle şartlanma insomnisi olarak da adlandırılır. Psikofizyolojik insomni genellikle insomniye neden olan diğer sebeplerle birlikte bulunur.

Uyku düzeyini yanlış değerlendirme: Hastalarda objektif değerlendirmede bir sorun saptanmadığı halde öznel olarak ya hiç uyumadıkları ya da çok az uyku ile idare ettiklerine inanırlar. Bazı hastaların bedensel işlevleri ile ilgili kaygılarının yüksek oluşu, takıntılı biçimde sürekli fizyolojik işlevlerini incelemeleri bu yanlış algıya neden olabilmektedir.

İdiyopatik insomni: Daha erken yaşlarda başlayan ve uzun yıllar, ömür boyu devam eden,sebebi bilinmeyen bir durumdur. Uyku hijyeni ile ilgili kurallar, gevşeme egzersizleri, kontrollü olarak hipnotik ilaçların kullanılmasından yarar görürler.

Bunların yanı sıra gece uyku kalitesini bozan uyku bozuklukları da birincil uykusuzluk ile karışabilir ve etiyolojinin aydınlatılabilmesi için mutlak araştırılmalıdır:

* Huzursuz bacak sendromu ve noktürnal myoklonus uyku kalitesini bozar ve hasta tarafından dinlendirici olmayan bir uyku olarak nitelendirilebilir. Uyku apne sendromu sık sık uykunun bölünmesine ve uyku kalitesinin bozulmasına yol açabilir.

Uykusuzluk Tedavisinde Önemli Noktalar

Öncelikle kişi uyku hijyeni ve bu konuda yapması gerekenler konusunda bilgilendirilir.Uyku öncesi aşırı yemek ya da açlık,uyarılmışlık durumu ve gerginliği arttırabilecek aşırı zihinsel ya da bedensel aktivite,aşırı kahve, tütün, alkol ve kolalı içeceklerden sakınma, yatak odasının aşırı ses, ışık, soğuk ya da sıcaktan arındırılması gibi tedbirler alınır.

Uyku öncesi gevşeme egsersizleri yapma ya da ılık duş alma gibi önerilerde bulunulur. Uykuyu engelleyebilecek ya da sürekliliğini bozabilecek ilaç alımı engellenir.Örneğin; Psikostimulan ya da diüretik ilaçlar gibi.

Tedavi Seçenekleri:

İlaç dışı tedavi yaklaşımları:

İlaç dışı tedavi yaklaşımları uyaranları kontrol etme tedavisi, uyku kısıtlama tedavisi, gevşeme egzersizleri, uyku hijyeni konusunda eğitimi içermektedir.İlaç dışı tedavi yaklaşımlarının uyku paterni üzerine olumlu etkisi olduğu ve uzun süre bu etkilerinin sürdüğü gösterilmiştir. Uykusuzluğu olan hastaların gergin ve anksiyeteli bir yapıda oldukları bilinmektedir. Uykuyu düzenlemeye yönelik yaklaşımlar bu gerilimin azaltılması esasına dayanmaktadır. (Tablo 1)

Hastaların bir kısmı yatak odasında uyuyamazken oturma odasında uyuyabildiği bilinmektedir. Uyku hijyeni ile ilgili düzenlemeler yeterli olmadığı durumlarda "uyaran kontrol tedavisi" uygulanmalıdır, yapılması gerekenler Tablo 2'de özetlenmiştir.

Eğer gerek duyulursa hastanın uyku sorununda da rol oynayabilecek çatışmalarının ele alınacağı psikoterapötik yaklaşımlarda bulunulur. Diğer yöntemlerden yararlanmayan kronik seyirli hastalara uyku kısıtlama tedavisi önerilebilir. Amaç yatakta uyunarak geçirilen süreyi artırmak ve uyku yapısının uzun bir sürede restorasyonunu sağlamaktır.Bu tedavi ancak hasta ile hekim arasında iyi bir uyumun kurulabilmesi ile başarılı olabilir.

İlaç Tedavileri:

Uykusuzluk tedavisinde en yaygın kullanılan ilaçlar benzodiazepinlerdir, bu ilaçların kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyeli neden ile kullanımları sınırlanmıştır.Son yıllarda Zopiklon ve Zolpidem uykuyu başlatma ve sürdürme amacıyla kullanılmaktadır.Yine son yıllarda giderek artan biçimde melatoninin uyku başlatıcı etkisinden yararlanılmaktadır.

Benzodiazepinler: Uykusuzluk tedavisinde en fazla kullanılan ilaçlar benzodiazepin grubu ilaçlardır. Benzodiozepinler retiküler aktive edici sistemdeki benzodiazepinerjik reseptörler aracılığı ile hipnotik etki gösterirler.Uykuya dalma süresini kısaltır,toplam uyku süresini artırır, gece uyanış sayısını azaltırlar.

En sık görülen yan etkileri;

Ertesi gün de devam edebilen uyku hali oluşturmaları (artık etki).

Benzodiazepinler uzun süreli kullanıldıktan sonra kesildiğinde "rebound" fenomenine neden olur.Uykuya dalma zorlaşır, uyku kesintilere uğrar, REM uykusunda artma ve bu nedenle rüyalarda artış ya da korkulu rüyalar izlenir.Uzun süre ve yüksek doz kullanıldığında "rebound" daha fazla izlenmektedir. Ayrıca bu etki ilaçtan ilaca da değişmektedir.Genellikle kısa etkili olanlarda daha fazla "rebound" izlenir.

Benzodiazepinler ikiüç haftayı aşan sürelerde kullanıldıklarında hipnotik etkilerine karşı tolerans gelişir. Bu da kişinin giderek dozu artırmasına ve dolayısıyla ilaca bağımlılığa neden olabilir. Genel olarak mümkün olan en düşük dozda, kısa süreli kullanılması önerilir. Kronik seyreden uykusuzluklarda benzodiazepinlerin yeri sınırlıdır.

İnsomnide kullanılan diğer hipnotik ilaçlar:

Zopiklon (İmovane): Uykuyu başlatma ve sürdürme amacıyla kullanılır. Yarılanma ömrü 5 saat olup doz aralığı 3,757 mg'dır. Artık rebound etkileri yoktur.

Zolpidem: Uykuyu başlatma amacıyla kullanılır.10 mg dozunda kullanılır. Yarılanma ömrü 2 saat olup artık rebound etkileri yoktur.

Uykusuzluk ilaç tedavisinde hipnotik etkili ilaçların kısa süre ve düşük dozda kullanımı önerilmektedir,bir çok hasta için 2 ya da 3 gece kullandıktan sonra kesmesi önerilebilir.Bu kullanım şekli iki üç kez tekrarlanabilir. Uzun süre devam eden kronik insomnilerde diğer önlemler üzerinde durulmalıdır.

İnsomnide kullanılan antidepresanlar:

Sedasyon etkisi olan antidepresanlar benzodiazepinlere göre bağımlılık riski taşımadıkları için avantajlı durumdadır.Bunlar arasında mirtazapin (Remeron), amitriptilin (Laroxyl), trazodon (Desyrel), mianserin (Tolvon), sayılabilir.

Mirtazapin (Remeron): Piperazin sınıfında tetrasiklik bir antidepresandır, Noradrenerjik ve özgül serotoninerjik etki gösteren bir ilaç olarak tanımlanır. Mirtazapin doğrudan ve güçlü bir biçimde presnaptik 2 adrenerjik reseptörleri bloke ederek noradrenalin ve serotonin üzerindeki inhibitör etkiyi kaldırır ve sonuçta noradrenerjik ve serotonerjik nörotransmisyonu güçlendirir.

Mirtazapin,etkili bir antidepresandır, bunun yanı sıra anksiyete giderici ve uyku düzenleyici etkisi vardır.Antihistaminik etkisi ve 5 HT 2 reseptörlerini bloke etmesi,ilacın uykuyu düzenleyici etkinliğinde rol oynamaktadır.Trisiklik antidepresanlar kadar etkili bir antidepresan olup bunun üstüne antikolinerjik ve kardiovasküler yan etkileri çok daha azdır. Aşırı dozda güvenilirdir.

Mirtazapinin tek doz akut etkisini inceleyen plasebo kontrollü bir araştırma sonucunda tek doz 30 mg. Mirtazapin ile gece uyanış sayısı azalmış, toplam uyku süresi artmış, yavaş dalga uykunun oranı artmış, uykuya dalma süresini kısalmıştır.Mirtazapin REM uyku süresini etkilememiş, REM uyku latansını ise uzatma eğilimi göstermiştir. Sağlıklı gönüllülerle yapılan başka bir yayınlanmamış çalışmanın ön sonuçlarına göre ise mirtazapinin uyku devamlılığını olumlu etkilediği, yavaş dalga uykuyu artırdığı, REM uykusunu baskılamadığı ancak REM uyku latansını uzattığı bulgulanmıştır.

Antihistaminikler: Kan beyin bariyerini aşan ve SSS'e geçen antihistaminiklerin sedasyon etkilerinden yararlanılmaktadır. Doksilamin (Unisom), hidroksizin (Ataraks), difenhidramin (Benadryl) gibi antihistaminikler yardımcı olabilir. Ancak bu ilaçların antikolinerjik yan etkilerinin fazla olduğu ve sedasyon etkilerine tolerans geliştiği bilinmektedir.

Melatonin: Pineal bezden salgılanmaktadır, melatonin gün ışığı ile baskılanmakta geceleri artmaktadır.Melatoninin uykuyu başlatıcı etkisi yanı sıra tam olarak anlaşılamamış endokrinolojik etkileri vardır. Uyku düzenleyici bir ilaç olarak gıdalara eklenerek pazarlanmaktadır.Birçok araştırma ve vaka bildirimleri, melatoninin uyku başlatıcı etkisi olduğunu desteklemektedir. Melatonin alındıktan 3060 dakika sonra uyku etkisi başlamaktadır.0,31,0 mg dozlarının yeterli etkiyi oluşturduğu gösterilmiş, daha yüksek dozlarının ise ek bir yararı saptanmamıştır. Melatonin bu özellikleri nedeniyle sirkadyen ritm bozukluklarında da kullanılmaktadır.

Kronik uykusuzluk tedavisinde parlak ışık tedavisinin yeri ise henüz tartışmalıdır.

Uyku hijyenini sağlamak için öneriler

1) Uyku öncesi aşırı yemek ya da açlık, uyarılmışlık durumu ve gerginliği artırabilecek aşırı zihinsel ya da bedensel aktivite,

2) Aşın kahve, tütün, alkol ve kolalı içeceklerden sakınma, yatak odasının aşırı ses, ışık, soğuk ya da sıcaktan arındırılması gibi tedbirler alınır.

3) Uykuyu engelleyebilecek ya da sürekliliğini bozabilecek ilaç alımı engellenir. örneğin; psikostimülan ya da diüretik ilaçlar.

4) Uyku öncesi gevşeme egzersizleri yapma ya da ılık duş alma gibi önerilerde bulunulur.

Hastaların uyaranları kontrol etmeleri için uyması gereken kurallar

1) Sadece uykunuz geldiği zaman yatağa gidin.

2) Yatağı uyku dışındaki amaçlar için kullanmayın, burada, cinsel aktivite dışında kalan okuma, TV İzleme, yemek yeme gibi etkinlikler kastedilmektedir,

3) Uykuya uzun süre dalamazsanız, diğer bir odaya geçerek orada zaman geçirin, uykunuz gelince tekrar yatağınıza geçiniz.

4) Halen uykuya dalamadıysanız bir önceki kuralı tekrarlayınız.

5) Her sabah aynı saatte kalkmaya gayret ediniz. Gece saat kaçta yatarsanız yarın sabah aynı saatte kalkmalısınız.

6) Gündüz içinde uyumamalısınız.

Kaynaklar:

1. Partinen M, Hublin C.
Epidemiology of sleep disorders in: Prindpies and Practices of Sleep Medicine. Third edition, Kryger MH, Roth T, Dement WC (eds) 2000, 558586.

2. Hajak G: SİNE Study Group,Study ot insomnia in Europe.
Epidemiology of severe insomnia and its consequences in Germany. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci 2001; 251 (2): 4956.

3. Martikainen KU, Partinen M, Hasan j, Laipala P, Uraponen H, Vuroris I.
The problem of long term insomnia: A 5 year foilovvup study in a middle aged population. Sleep and Hypnosıs, 2001; 3; 3, 97105.

4. Ohayon MM, Roth T.
What are the contributing factors for insomnia in the general population? Journal of Psychosomatic Research 2001, 51, 745 755.

5. Ohayon MM, Smirne S.
Prevalence and consequences of insomnia disorders in the general population of Italy Sleep Medicine 2002a, 3, 115120.

6. Noweli PD, Bııysse DJ, Reynolds CF ve ark.
Clinical factors contributing to the differantial diagnosis of primary insomnia and insomnia related to mental disorders. Am J Psychiatry 1997; 194: 141216.

7. ASLAN Selçuk, Işık E, Coşar B.
Effects of Mirtazapine on Sleep: A Double Blind, Placebo Controlled Polysomnographic Study on Young Healthy Volunteers. Sleep. 15, 25 (6) (2002), 6779.

8. Aslan S, Işık E.
Depresyonda Uyku Özellikleri ve Antidepresanların Uyku Üzerine Etkileri. Türkiye'de Psikiyatri (1999),2: 8096.

9. Mendelson WB
A Critİcal evaluation of the hypnotic efficiacy of the melatonin. Sleep, 1997, 20, 10:916919.

10. Usu A, Ishızuka Y, Matsushita Y ve ark.
Bright light treatment for night time insomnia and day time sleepiness in elderly people. Psychiatry and Clinical Neurosiciences 2000, 54, 374376.

11 Şubat 2008 Pazartesi

Spor Psikolojisi

Spor Psikolojisi

Egzersiz ve spor psikolojisi şu anda, pek çok farklı bakış açısı nedeni ile doğasının kolayca açıklanamayacağı bir alan gibi görünmektedir. Bu karmaşıklık sadece kavramsal tanımlamalardan değil, aynı zamanda spor psikoloğunun üstlenmesi gereken rollerden de kaynaklanmaktadır. Pek çok yazar spor psikolojisine ilişkin olarak farklı tanımlar yapmıştır. Bu tanımlar, spor psikolojisini spor bilimlerinin ya da psikolojinin alt alanı şeklinde ele alma ile ilgili olarak değişiklikler göstermektedir. Alderman (1980) spor psikolojisini "sporun insan davranışları üzerine etkisi" şeklinde açıklarken; Gill (1986) "spor ortamında insan davranışları ile ilgili sorulara yanıt bulmaya çalışan spor ve egzersiz biliminin bir alt alanı" olarak açıklamaktadır. Bunlara karşın Cox (1994) "psikoloji ilkelerinin spor ortamına uygulanmasını içeren bir alan olarak", Singer (1978) ise "spor branşlarına ve spor ortamına uygulanan psikoloji bilimi" olarak tanımlamaktadır.

Spor psikolojisi, gelişimsel spor psikolojisi, psikofizyolojik spor psikolojisi ve bilişsel spor psikolojisi gibi alt alanlara bölünmeye çalışılmıştır (Cratty, 1982; Duda, 1987; Hatfield ve Landers, 1983; Straub ve Willims, 1983). Bu karmaşa nedeni ile , Dishman (1983) gibi bir kısım spor psikoloğu, kaçınılmaz olarak spor psikolojisinin kimlik krizi içinde olduğunu belirtmişlerdir.

Spor psikolojisini kavramsallaştırabilmek için bu çerçevede spor olgusunu açmak yararlı olacaktır. Günümüzde spor iki farklı biçimde ele alınmakta ve işlev görmektedir. Bunlardan Elit Spor denilen performans sporu, varolan performansı aşmak amacı ile yapılır ve müsabaka kazanmanın temel olduğu yaklaşımı temsil eder. Spor bu biçimi ile ulusal kahramanların yaratılması, tüm dünyanın tanıdığı süper yeteneklerin oluşması ile "daha hızlı, daha yükseğe, daha kuvvetli" ilkesine ulaşmaya çalışır. Diğer yaklaşım biçimiyle Rekreasyon Sporu, bireylerin kendilerini yeniden yaratmalarını, sağlıklarına kavuşmalarını, yaşam kalitelerini yükseltmelerini ve yabancılaşmadan kurtulmalarını sağlamak amacı ile yapılan "herkes için spor" sloganında kristalleşen spor anlayışıdır.

Spor bugünkü yapılış biçimine, ilk toplumlardan modern toplumlara doğru olan değişim içinde yaşam biçimi olma, estetik ve fizik güzellikleri yakalama, elitlere eğlence kaynağı olma, savaşlara hazırlanma, soğuk savaşın aracı olma gibi bir kısım aşamaları geçerek gelmiştir. Bu değişim içinde spor, 20. yüzyıldan başlayarak, bilimsel çalışmalara açılmış, değişen toplumsal koşullar nedeniyle ekonomik bir yön kazanmaya başlamıştır. Bilim adamları, daha iyi sporcu yetiştirme ya da toplumsal yaşam içindeki rekabet ve ilerleyen teknik yaşama uyumu sağlama çabasının yanı sıra, insanın yaşam kalitesini yükseltebilme, stres ve depresyon ile başaçıkabilmesine yardımcı olma amacıyla da çalışmalar yapmaya başlamışlardır (Koruç ve Bayar, 1990). Başlangıç yıllarında spor egzersizi, spor biyomekaniği, spor hekimliği gibi alanlarda çalışmalar yapılmış ama sonra sporun gelişen ve büyüyen yapısı nedeniyle spor psikolojisi, spor sosyolojisi, spor pedagojisi, spor felsefesi gibi alanları da içine alan ve spor bilimleri adı verilen yeni bir bilim dalının oluşumu başlamıştır.

Sporun günümüzde, ekonomik yanı ile de ihmal edilemez bir fenomen olduğu açıktır. Spor, izleyeni, sağlık için spor yapanı ve yarışan sporcusu ile gerek reklamlardan, gerek basından, gerekse de sanayici ve yatırımcılardan büyük destek alarak olağanüstü bir ekonomik ivme kazanmış görünmektedir.

Spor bu denli büyük bir kurum olma yolunda ilerlerken, kaçınılmaz biçimde içine bilim adamlarını da alıp kendine özgü bir bilim dalının doğmasına yol açmıştır. Spor psikolojisinin egzersiz ve spor bilimlerinin bir alt alanı olduğunu ileri süren beden eğitimi kökenli spor psikologları, psikoloji, fizyoloji, anatomi, biyomekanik ve sosyoloji gibi disiplinlerin spor ortamına uygulanması üzerinde değil, bu alana ilişkin bir kısım kavram üzerinde çalıştıklarını belirtmektedirler (Henry, 1981). Aynı düşünceyi paylaşan Gill (1986), Dishman (1983), Morgan (1989) gibi bir kısım uygulamacı, spor psikolojisinin spor biliminin bir parçası olduğunu desteklemektedir. Kimi araştımacılar ise spor ve egzersiz bilimini çok disiplinli bir alan olarak ele alıp, bu alanı oluşturan alt alanların kuram ve kavramlarının birbirinden ayrılabileceğini belirtmektedir (Gill, 1986). Spora özgü olguları anlayabilmek için spor ve egzersiz biliminde yeralan diğer disiplinlerden gelecek bilgiye de gereksinim olduğunu öne süren araştırmacılar vardır (Feltz, 1989; Morgan, 1989). Psikoloji kökenli uygulamacılar ise, spor psikolojisinin kullandığı kuramların psikoloji kökenli olduğunu, psikolojinin kendine özgü kavramlarının bu alanda kullanıldığını ve sporcuya müdahale için klinik ya da psikolojik danışmanlık türünde bir eğitime gereksinim olduğunu ileri sürmektedirler (Anshel, 1992; Goldstein, 1979; Mahoney, 1985; Martens, 1987).

Spor psikolojisi ister psikolojinin, ister egzersiz ve spor bilimlerinin bir alt alanı olarak ele alınsın, her ikisinde de varılan nokta önemlidir; ancak bakış açısı kişinin çalışma alanını belirlemektedir. Örneğin; spor psikolojisi, psikolojinin alt alanı olarak ele alınırsa spor ve egzersiz psikolojisinin kuramlarının ve ilkelerinin uygulanması önem kazanır. Egzersiz ve spor bilimlerinin bir alt alanı olarak ele alındığında ise genellikle spor ortamındaki davranışların belirlenmesine ve açıklanmasına odaklanılır (Feltz, 1994).

Spor psikolojisi görüldüğü gibi ya egzersiz ve spor bilimlerinin ya da psikolojinin alt alanı olarak ele alınmaktadır. Bunu daha net olarak ortaya koyabilmek için spor psikologunun rolü ve niteliğini de gözden geçirmek gerekecektir. Spor psikoloğunun iki ana rolünden bahsedilebilir. İlki akademisyen ve araştırmacı rolü, diğeri ise uygulamacı rolüdür.

Nideffer ve arkadaşları (1980), spor psikoloğunun uygulamacı rolünün, performansı geliştirici programlar üretmek, psikolojik değerlendirme tekniklerini kullanmak, bunalımı önleyici servis hizmetleri vermek, antrenörler ve sporla doğrudan ilgili olan diğer kişiler için programlar geliştirip, danışmanlık hizmetleri vermek olduğunu belirtmektedirler. Bull’a (1993) göre spor psikoloğunun uygulamacı rolü performansı arttırmak ve takım içinde iyi bir havanın yakalanmasına yardımcı olmaktır. Spor psikoloğu bu rolü ile sporculara müsabaka stresi ve müsabaka kaygısı ile başaçıkma stratejilerini öğretmeli, konsantrasyonu geliştirmeli, takımın güdülenme düzeyini yükseltmeli ve güdülenmenin devam etmesini, kendine güvenin artmasını sağlayabilmelidir.

Yine spor ortamlarında hızla artan bir kısım klinik problem söz konusudur. Alkol ve ilaç kullanımı, ilişki bozuklukları, yeme bozuklukları ve şiddetli depresyon gibi durumlara müdahale edebilmek için spor psikoloğunun klinik psikoloji eğitimi alması söz konusudur. Bull (1993), klinik eğitim almış spor psikoloğunun rolünün çok belirgin olmadığını ileri sürmektedir. Tüm spor dallarındaki sporcuların zihinsel nitelikli çalışmalardan daha fazla yararlandıklarını, buna karşın klinik yardım isteyenlerin sayısının çok az olduğunu bu nedenle daha az klinik eğitimli psikoloğa gereksinim olduğunu ileri sürmektedir. Heyman (1987) ise spor psikologlarının sadece normal popülasyonla çalışmadıklarını aynı zamanda duygusal bozuklukları, yeme ve ilaç kullanma gibi sorunları olan sporcular ile de uğraştıklarını belirtmektedir. Anshel (1992) tüm spor ortamındaki müdahaleler düşünüldüğünde klinik ya da psikolojik danışmanlık eğitimi almış spor psikologlarına gereksinim olduğunu; müsabaka stresi ve müsabaka kaygısı ile başaçıkabilme yollarının ya da pek çok bilişsel sürecin, klinik psikoloji eğitimli bir uzman tarafından uygulanmasının daha doğru olduğunu belirtmektedir.

Son yıllarda ise, spor psikoloğunun bu iki rolünün birbiri içine geçebileceği şeklinde görüşler de ortaya atılmıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Olimpiyat Komitesi (U.S.O.K.) ve Amerikan Psikologlar Birliğinin (A.P.A) ortak yürüttükleri bir tarama çalışması sonucunda, spor psikologlarının rolü üç başlık altında toplanmıştır. Danışmanlık rolü, eğitimci rolü ve araştırmacı rolü (May, 1986; Weinderg ve Gould, 1995).

Spor psikoloğunun rolleri arasında, araştırmacılık çok küçükmüş gibi görünmesine karşın önemlidir. Araştırmacı spor psikologları, sporda davranış ve performansı etkileyen faktörleri araştırmaktadırlar. Bu çalışmalar kimi zaman laboratuvarda kimi zaman spor salonlarında kimi zaman da müsabakaların yapıldığı ortamlarda ya da soyunma odalarında yapılmaktadır. Bunun için de pek çok araç ve gerece gereksinim duyulmaktadır. Bu araçların önemli bir bölümü genel ya da klinik psikolojinin kullandığı araçlardır. Spora özgü olarak geliştirilmiş araç sayısı ise henüz çok azdır.

Spor Psikolojisinin Araştırma Yöntemleri

Spor psikoloğunun araştırmacı, eğitimci ve danışman rollerini yerine getirirken ne tür bilimsel yöntemler kullanacağı sorusu uzun zamandır tartışılmaktadır. Başlangıçta sosyal psikolojinin kendine özgü araştırma yöntemleri kullanılmıştır (İso-Ahola ve Hatfielt, 1986). Morgan (1980) bunu "spor psikolojisinin, genel psikolojiye paralel yöntemler kullanması kaçınılmazdır" şeklinde açıklamaktadır. Spor psikolojisinin genel gelişim çizgisine bakıldığında da 1950-1965 yılları arasında daha çok kişilikle ilgili çalışmalar yapıldığı, bunun da genel psikolojide o yıllar arasında moda olan treyt yaklaşımı ile uyum içinde olduğu görülebilir (Lander,1983). Daha sonraki on yıl içinde sosyal analiz yaklaşımları çerçevesinde genel psikolojinin ya da sosyal psikolojinin bir kuramı ele alınarak bunun spor içinde uygulanması şeklindeki çalışmalar ön plana çıkmıştır. 1970’lerden günümüze doğru gelen çalışmalarda ise psikolojinin ve sporun öncülerinden etkilenilmiştir. İso-Ahola ve Hatfield (1986), spor psikolojisinin bu süreçler içinde kendine özgü araştırma yöntemleri oluşturma çabası içine girdiğini bunun sonucu olarak iki başlık altında toplanabilecek araştırma yöntemleri saptadığını belirtmektedir. Bunlar; deneysel araştırmalar (laboratuvar deneyleri ve alan deneyleri) ile deneysel olmayan araştırmalar (alan çalışmaları, survey ve arşiv çalışmaları).

Spor psikolojisi bu yöntemler aracılığı ile üç uygulama alanı başlatmıştır. Bu alanlar, performansı arttırma, öğrenmeyi hızlandırma ve performansın önündeki psişik engelleri ortadan kaldırma uygulamalarıdır (Mahoney ve Suinn, 1986; May, 1986). Performansı arttırma uygulamaları, sporcu kişiliği ile ilgili olarak yapılan çalışmaları, güdüleme uygulamalarını, konsantrasyon ve dikkat çalışmalarını, özel müsabaka stratejilerini vb. kapsamaktadır. Öğrenmeyi hızlandırıcı spor psikolojisi uygulamaları ise özellikle zihinsel antrenmanlar aracılığı ile sporcuların beceri öğrenmelerini arttırıcı uygulamalar olarak ele alınmaktadır. Son uygulama alanında performansa engel olan psişik öğelerin ortadan kaldırılması uygulamaları bulunmaktadır. Bu başlık altında, müsabaka kaygısı, müsabaka stresi, gerginlik, heyecan, yoğun antrenman, tükenmişlik gibi durumlar ile başaçıkma ve otomatik canlılık düzeyinin ayarlanması çalışmaları yer almaktadır.

Uygulama alanları ve spor psikoloğunun üstlenmesi gereken rollere yukarıda değinildi. Bunların yerine getirilebilmesi için spor psikoloğunun eğitiminin ne olması gerektiği üzerinde de durulmalıdır.

Spor Psikoloğunun Eğitimi

Spor psikoloğu üç uygulama alanında üç farklı rolü yerine getirmeye çalışmaktadır. Bu rol ve uygulama içinde hem sporun hem de psikolojinin iyi bilinmesi gereği ortaya çıkmaktadır. USOK (1983), Clarke (1984) ve Heyman (1984) spor psikoloğunun psikoloji eğitimi almış olmasının ve bunun bir zorunluk olarak düşünülmesinin gerektiğini, ama spor ve egzersiz alanından gelen uygulamacıların da isterlerse psikoloji ile ilgili bir eğitim alarak bunu yürütebileceklerini belirtmişlerdir. Fakat Anshel (1992) spor psikoloğunun kesinlikle klinik psikoloji eğitimli olması gerektiğini belirtmektedir. Anshel’e yanıt olarak Zaichkowsky ve Perna (1992), spor psikolojisi için klinik eğitime gerek olmadığını spor bilimlerini biliyor ve insan davranışlarını anlayabiliyor olmanın yeterli olduğunu, bunun için de sonradan eğitimle psikolojinin kuram ve ilkelerinin öğrenilebileceğini belirtmişlerdir. Anshel (1993) bunu yeniden yanıtlayarak spor psikologlarının psikolojik danışmanlık görevi üstlendiklerini, uygulamacı olabilmek için bu alana ilişkin yeterince bilgi birikimine gerek olduğunu, psikolojide klinik uygulamaların ya da psikolojik danışmanlığın usta çırak ilişkisi yolu ile kazanıldığını bu nedenle de sadece psikolojinin kuram ve ilkelerini bilmenin bunu sağlayamayacağını belirtmiştir.

Klinik kökenli bir uygulamacı olan May (1986), psikoloji kökenli olan uygulamacıların spor ve egzersiz bilimlerine ilişkin eğitim, spor ve egzersiz bilimlerinden gelenlerin klinik ve psikolojik danışmanlık eğitimi, psikiyatri kökenli olanların da spor ve egzersiz eğitimi almaları gerektiğini belirtmektedir. Bu yaklaşım biçiminde verilecek eğitim, lisans düzeyinde bir eğitimi değil, lisansüstü ve doktora eğitimini içermektedir. Bu çerçevede spor psikoloğunun eğitimi için A.A.A.S.P. - The Association for the Advancement of Applied Sport Psychology- (1991) şu öneride bulunmaktadır: Spor psikolojisi içinde klinik ya da psikolojik danışmanlık, sosyal psikoloji, psikofizyoloji, deneysel psikoloji, gelişim psikolojisi, kişilik psikolojisi, bilişsel psikoloji ve psikopataloji gibi psikoloji alanlarına gereksinim vardır. Spor ve egzersiz için de biyomekanik, antrenman, hareket bilimi, egzersiz fizyolojisi, spor tıbbı, spor pedagojisi, spor sosyolojisi, motor öğrenme ve motor gelişim alanlarının bilinmesine gereksinim vardır (Akt. Weinberg ve Gould, 1995).

Spor psikolojisi bu şekli ile ele alındığında 1960-1970 yıllarının sosyal psikoloji alanını anımsatmaktadır. Bu alanda da toplum bilimciler ve psikologlar farklı tanımlar ortaya koymuşlardır (Feltz, 1994). Sosyal psikolojide psikolojinin geleneksel yapısı açısından bakıldığında birey temel alınırken, toplumbilimsel köken ve toplumbilimsel gelenekler açısından grup ve toplumsal değişkenler vurgulanmaktadır. Son yıllarda bir uzlaşma olmuşsa da toplumdaki insanların doğası hakkında tamamen farklı sayıltıların ve derin ayrılıkların varlığını koruyacağı belirtilmektedir (McCall ve Simmsons, 1982). Spor psikolojisi bu bağlamda daha genç bir alan olarak ele alınmalı ve şu anda yaşadığı çalkantılar doğal görülmelidir.

Spor psikolojisinde henüz kendine özgü kuramlar yaratılamamıştır. Kuramlarının önemli bir bölümü psikolojinin alt alanlarının geliştirdiği kuramların ödünç kullanımı olarak görülmektedir (Dewar ve Horn,1994). Bu çerçevede spor psikolojisinin daha derinlemesine yapılan, kurama yönelik ve deneysel çalışmalara gereksinimi vardır.

Spor psikolojisindeki ilk araştırmalar 1897 yılında Norman Triplett tarafından yapılan çalışma ile başlamıştır. Bu çalışma aynı zamanda sosyal psikolojinin ilk deneysel çalışmaları arasında da kabul edilmektedir. Triplett bu çalışmada düşük performans gösteren bisikletçileri araştırmıştır. Diğer yarışmacıların varlığının, performansı kolaylaştırıcı ya da engelleyici etki yaptığını saptamıştır (Feltz, 1994). Spor psikolojisinin asıl çalışmaları 1910-1925 yılları arasında Coleman Griffit tarafından yapılmıştır. İlk spor psikolojisi laboratuvarının kurulması ve ilk lisansüstü eğitim de bu dönemde başlamıştır (Mahoney ve Suinn, 1986). 1960’lı yıllara değin spor psikolojisi daha çok motor öğrenme, kişilik ve psikomotor yeteneğin doğası üzerinde yoğunlaşmıştır. 1965 yılında yapılan Uluslararası Spor Psikolojisi Kongresi ile tüm dünya ülkelerindeki birikimlerin tartışılmasına ve deneyim aktarımına olanak sağlanmıştır (Bayar ve Koruç, 1990).

Şu andaki konumu ile spor psikolojisi farklı kökenlerden gelen bilim uygulamacılarının çalıştığı bir alan görünümü çizmektedir. Gerek ABD’de gerek Avrupa’da spor psikolojisine özgü kuruluşlar ve birlikler oluşmuş görünmektedir. Uluslararası Spor Psikologları Birliği (ISSP), Kuzey Amerika Spor Psikolojisi ve Fiziksel Etkinlikler Birliği (NASPSPA), Kanada Spor Psikolojisi ve Psikomotor Öğrenme Topluluğu (CSPLSP), Avrupa Spor Psikologları Federasyonu (FEPSAK) gibi spor psikolojisi toplulukları doğmuştur. Ama tüm ABD psikologlarını şemsiyesi altında toparlayan APA (American Psychological Association) 1986 yılında 47. bölümü olarak egzersiz ve spor psikolojisini kabul etmiştir (APA, 1996).

Ülkemizde henüz gerçek anlamda spor psikolojisi eğitimi veren bir birim bulunmamaktadır. Mantar hızı ile büyüyen beden eğitimi ve spor bölümleri bu alanda yetersiz kalmakta ve yanlış yönlendirilmektedir (Bayar ve Koruç, 1990).

Yazımı tamamlarken May (1986)’in şu sözlerini hatırlatmak istiyorum. "Spor psikolojisinin ciddi psikoloji eğitimi almış ve sporu tanıyan psikologlara gereksinimi vardır. Bu alanı yalnız bırakmayınız, bu alana sahip çıkınız."

Kaynaklar

Alderman, R.B. (1980). Sport psychology: Past present and future dilemmas. P. Klavola ve K.A.W. Eipper (Eds.) Psychology and sociological factors in Sport. Toronto: Üniversity of Toronto.
Anshel, M.H. (1992). The case agains the certification of sport psychologist : In search of the phantom expert. The Sport Psychologist, 6, 265-286.
Anshel, M.H. (1993). Against the certification of sport psychology consultants: A response to Zaichkowsky and Perma, The Sport Psychologist, 7, 344-353.
A.P.A. (1996). 1996 Membership Dues Statements. American Psychological Association 1996 Division Interest Form, 1-5.
Bayar,P., Koruç, Z. (1990). Geçmişten günümüze spor psikolojisi veTürkiye’de spor psikolojisinin konumu. Spor Bilimleri I. Ulusal Sempozyumu Bildirileri. Ankara : Hacettepe Üniversitesi, 102-110.
Bull, S.J. (1993). Sport psychology self-helf guide. Edinburgh: The Crowood Press.
Cox, R. (1994). Sport psychology concepts and applications. (2nd ed.). Wisconsin: WCB Brown & Benchmark Publishers.
Cratty, B.J. (1982). Psychology in contemporary sport. (2nd.ed.). London: Prentice- Hall, Inc. Englewood Cliffs, N.J.
Dever, A., Horn, T.S. (1994). A Critical analaysis of knowledge constraction in sport psychology. T. Horn (Ed.). Advances in sport psychology. Champaign: Human Kinetics Publishers.
Dishman,R.K. (1983). Identity crises in North American sport psychology: Academics in professional issues. Journal of Sport Psychology, 5, 123-134.
Duda, J.L. (1987). Toward a developmental theory of children’s motivation in sport. Journal of Sport Psychology, 9, 130-145.
Feltz, D.L. (1989). Theorical research in sport psychology: From applied psychology toward sport science. J.S. Skinner., C.B. Corbin., D.M. Landers., P.E. Martin & C.L. Well (Eds.). Future directions in exercise and sport science research. Champaign : Human Kinetics Publishers.
Feltz, D.L. (1994). The natura of sport psychology. T. Horn (Ed.). Advances in sport psychology. Champaign: Human Kinetics Publishers.
Gill, D.L. (1986). Pschological dinamics of sports. Champaign: Human Kinetics Publishers.
Goldstein, J.H. (1979). Sports, game and play: Social and psychological viewpoints. Hillsdale, N.J. : Erlbaum.
Hatfield, B.D., Landers, D.M. (1983). Psychophysiology: A new direction for sport psychology. Journal of Sport Psychology, 5, 243-259.
Henry, F.M. (1981). Physical education: An academic disipline. G.A. Brooks (Ed.). Perspectives on the academic disipline of physical education. Champaign: Human Kinetics Publishers.
Heyman, S. (1984). The developmental models for sport psychology: Examining the U.S.O.C. guidelines, Journal of Sport Psychology, 6, 125-132.
Heyman, S. (1987). Counseling and psychoterapy with athletes: special considerations, J.R. May., M.J. Anshel. Sport psychology: The psychological healt of the athlete. New York: PMA Publishers.
Iso-Ahola, S.E., Hatfield,B. (1986). Psychology of sport: A social psychological approach. Iowa: Brown Company Publishers.
Koruç, Z., Bayar, P. (1990). Kitle sporu ve spor psikolojisi. Spor ahlakı ve spor felsefesine yeni yaklaşımlar sempozyumu. İstanbul: İstanbul Üniversitesi, 115- 118.
Landers, D.M. (1983). Whatever happened to theory testing in sport psychology ? Journal of Sport Psychology, 5, 135-151.
Mc Call, G.L., Simmson, J.L. (1982). Social psychology: A sociological approach. New York: Mac Millian
Mahoney, M. (1985). Open exchange and epistemic progress, American Psychologist, 40, 29-39.
Mahoney, M., Suinn, R.M. (1986). History and overwiew of modern sport psychology, The Clinical Psychologist, 39 (3), 77-81.
Martens, R. (1977). Sport competition anxiety test. Champaign: Human Kinetics Publishers.
Martens, M. (1987). Science, knowledge and sport psychology. Sport psychologist, 1, 29-55.
Martens, M., Vealey, R.S., Burton, D. (1990). Competitive anxiety in sport. Champaign: Human Kinetics Publishers.
May, J.R. (1986). Sport psychology: Should psychologists become involved, The Clinical Psychologist, 39 (3), 77-81.
Morgan, W.P. (1980). The trait psychology controversy, Research Quarterly for Exercise and Sport, 51, 50-76.
Morgan, W.P. (1989). Sport psychology in its own context: A Recommendation for the future, J.S. Skinner., C.B. Corbin., D.M. Landers., P.E. Martin & C.L. Well (Eds.). Future directins in exercise and sport science research. pp. 97-110. Champaign: Human Kinmetics Publishers.
Nideffer, R. M. (1976). Test of attention and interpersonal style, Journal of Personality and Social Psychology, 34, 394-404.
Straub, W. F., Williams, M. J. (1983). Cognitive sport psychology. Lansing NY: Sport Science Association.
U.S.O.C. (1983). U.S.O.C. establishers guidelines for sport psychology services, Journal of Sport Psychology, 5, 4-7.
Weinberg, S. R., Gould, D. (1995). Foundation of sport and exercise psychology Champaign:Human Kinetics Publishers.
Zaichkowsky, L.D., Perna, F.M. (1992). Certification of consultants in sport psychology: A rebuttal to Anshel, The Sport Psychologist, 6, 287-296.


Dr. Ziya Koruç