psikoloji tanım açıklama sorun tedavi yöntem hastalık psikanaliz freud sigmund ruhbilim psychology psikoloji adler psikopatoloji şizofreni parapsikoloji psikoterapi psikopati otizm psikanaliz şizofreni parapsychology cure therapy disease illness behaviouralism health autism psychoanalysis

Özel Arama
dikkat eksikliği bozukluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dikkat eksikliği bozukluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2007 Çarşamba

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

Okul yaşamında belirli bir zihinsel, fiziksel veya psikolojik bir nedeni olmadığı halde, başarılı olamayan bir çok çocuk vardır. Bu çocukların büyük bölümünün başarısızlığına ; dikkat problemi, aşırı hareketlilik veya bazı alanlardaki okuma, yazma, matematik gibi öğrenme problemleri neden olabilmektedir. Bu problemler son derece karmaşık ve benzer sonuçlara yol açabileceğinden bir gruba ait ortak özellikler olarak düşünülmüştür. Oysa dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) ve bazı alanlardaki öğrenme yetersizliği durumları, gerek etiolojisi, gerekse görülme sıklığı ve yol açabileceği bazı öğrenme sorunları yönünden bezerlikleri olmasına karşın, birbirinden hayli farklı olan ve ayrı ayrı incelenmesi gereken iki ayrı durumdur. ( Şenel, 1996; s. 76 ) DEHB yeni bir hastalık olmayıp, tıbbi literatürde yüzyıldan daha öncesinde tespit edilmiştir.Ünlü Alman öykü yazarı Hoffman (Struwwelpeter eserinde) çocuklar için yazdığı bir şiirde DEHB’ lu bir çocuğu tanımlamaktadır.

Bazıları tarafından DEHB, Minimal beyin disfonksiyonu (MBD) ve hiperaktivite veya conduct disorder olarak da adlandırılmaktadır.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalığı, engellemeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur.

Bunun sonucu olarak çocukta gelişimsel olarak aşağıdaki 3 temel sorun ortaya çıkmaktadır:
• Kısa dikkat süresi (poor attention span)
• Yetersiz dürtü kontrolü (weak impulse control)
• Aşiri hareketlilik (hyperactivity)

Başlangici genellikle 3 yaş dolaylarinda olmakla birlikte, tani düzenli ögrenim için gerekli dikkat süresi ve yogunlaşmasinin gelişmesinin beklendigi ilkokul yillarinda konulmaktadir. DEHB populasyonun yaklaşik %3-6’sında gözlenir. Erkek / Kız oranı 3/1 ‘dir.

DEHB’ nun en sık semptomları :
• Aşiri hareketlilik veya kivranma
• Yerinde oturmada güçlük
• Çok konuşma
• Dikkatini sürdürmede güçlük
• Dikkatin kolay dağılması
• Sıklıkla bir şeyler kaybetme
• Sınıfta sorulara birden atlayıp cevap verme
• Kuralları takip etmede güçlük
• Sessizce oynamada güçlük
• Oyunlarda sırasını beklemekte güçlük
• Bir aktiviteden diğer aktiviteye kayma
• Sıklıkla araya girme, sözünü kesme
• Sıklıkla ne söylendiğini dinlememe
• Sıklıkla tehlikeli aktivitelerle uğraşma

Nasıl DEHB tanısı konur?

Tanı koyarken 2 ana yaklaşım var:
• DSM-IV ( APA, Amerikan )
• ICD-10 ( WHO, Avrupa )
ICD-10 daha çok hareketlilik sonrasında, dikkat üzerine yoğunlaşır. Tanıda DSM-IV daha sık kullanılmaktadır.

DSM-IV’e göre DEHB’nun 3 tipi vardır:
 Hem dikkat hem aşırı hareketlilik
 Sadece dikkat sorunları olanlar.
 Sadece aşırı hareketlilik.
Tanı için gözlenen belirtilerin ev ve okul gibi iki ortamda ( in two settings ) gözlenmesi gereklidir. Hiperaktivite tanısının konabilmesi için; bunlara ek olarak, bu belirtilerin 6 ya da daha fazla belirtisini en az 6 ay göstermiş olmalı, 7 yaşından önce çıkması, bozulmaların 2 ya da daha fazla ortamda görülmesi ve sosyal, akademik ya da mesleki faaliyetlerinde önemli bozuklukların olması gereklidir.

Sebepleri :
İspatlanmış kesin bir sebep gösterilemiyor. Bazı olası sebepler şunlardır:
• Genetik nedenler
• Beyin hasarı
• Nörotransmitterler
• Gıda ve katkı maddeleri
• Psikososyal etkenler

Genetik Nedenler:
Şu anda en fazla kabul gören iddiadir. Frajil-X, fötal alkol sendromu, çok düşük dogum agirlikli çocuklar ve daha seyrek olarak ta genetik kökenli tiroid bozukluklari gibi durumla DEHB belirtileri gösterirler. Ancak böylesi olgular tüm DEHB olan çocuklarin çok küçük bir bölümünü oluşturmaktadir.

Genetik çalişmalarda, özellikle birinci ve ikinci dereceden akrabalarla yapilan aile çalişmalari hiperaktif çocuklarin ailelerinde antisosyal kişilik bozuklugu, histeri, alkolizm ve madde kullaniminin daha sik oldugunu ortaya koymaktadir. Genetik geçişin monozigot ikizlerde %51, dizigot ikizlerde %33 oldugu bildirilmektedir. Bu noktada bulunmuş belirli bir gen yoktur, fakat araştirmalar sürmektedir. Genetik geçiş şeklinin önceden ileri sürüldügü gibi çok genli degil tek genli oldugu düşünülmektedir. DEHB ve Tourette Bozuklugu olan çocuklar ve aileleri ile yapilan bir çalişmada genetik geçişin seratonin metabolizmasi ile ilgili gen ile yari resesif yari dominant olarak geçebilecegini ileri sürülmüştür.

Beyin Hasari :
Perinatal dönemde gizli ya ada açik minimal derecede Merkezi Sinir Sistemi
( MSS ) hasari oldugu belirtilmektedir. Bu hasara yol açan toksik, metabolik, mekanik ve dolaşimla ilgili nedenler olabilecegi gibi MSS’yi etkileyen enfeksiyonlar da söz konusu olabilir. Silik nörolojik belirtiler ve daha az olmakla birlikte bazı öğrenme bozukluklarının olması ve özgün olmayan EEG bozuklukları ve epilepsi gelişme olasılığının normalden daha yüksek olması bu hasarı kanıtlar niteliktedir.

Davranım bozukluğu, DEHB ya da iki tanının birlikte bulunduğu ve davranış sorunları nedeniyle hastanede yatan çocukların rutin EEG’ lerinin tarandığı bir araştırmada, olguların %9’unda yavaşlama ya da paroksismal deşarjlarin oldugu EEG sonucu elde edilmiştir. Bu konuda yapilan diger araştirmalarda da DEHB çocuklarda, yaygin özgül olmayan EEG degişiklikleri ve yavaş dalga etkinliginde artma bildirilmiştir. Ancak hiperaktif çocuklarla normal kontrollerin karşilaştirildigi bir araştirma da ise gruplar arasinda anlamli bir farklilik görülmemiştir. Klinik olarak nörolojik bozukluk kanitinin olmadigi davraniş sorunlarinda rutin EEG taramasinin sinirli bir degeri olmaktadir. Çeşitli araştirmalar da bildirilen EEG sonuçlarinin DEHB’na özgül olmadığı, bu çocuklarda MSS’ nin olgunlaşmasindaki gecikmeyi gösterebilecegi kabul edilmektedir.

DEHB’ lu çocuklarda silik nörolojik bulgular sık görülmektedir. Çocukların önemli bir bölümünde MSS’ de yapısal hasara ilişkin bir belirti yoktur. Korpus kallosumun iki ön bölgesi olan rostrum ve rostral cismi DEHB olan çocuklarda kontrollerden belirgin derecede küçük bulunmuştur. Bu bulgular DEHB’nda frontal lob gelişimi ve işlevinde bozukluk oldugu kuramini desteklemiştir. Korpus kallosumun splenial bölgesinin normal gelişim gösteren kontrollerden daha küçük olmasi dikkatsizligi açiklayabilecegi ileri sürülmektedir. DEHB’ de temel eksikliğin tepkilerin engellenmesindeki zorluk olduğu, bunun da prefrontal korteksin dorsolateral kısmının dışı ile ilişkili olabileceği bildirilmektedir. SPECT çalışmalarında sitriatumda bölgesel kan akımında azalma, duyu ve motor bölgelerde ise artma olduğu gözlenmiştir. PET çalışmalarında DEHB olan çocukların frontal loblarında beyin kan akımı ve metabolik hızda azalma olduğu gözlenmiştir. Nörofizyolojik çalışmalarda frontal lobun daha alt merkezleri baskılayıcı etkisinin bozulduğu ya da olmadığı ve retiküler aktife edici sistemin dikkat merkezi üzerindeki etkisinin azalmasından söz edilmektedir.

Nörobiyolojik beyin farklılıkları: Zametkin’ sin 1990 çalışmaları ve çoğu çalışmalarda frontal lobda deprese aktivite ileri sürülmektedir. Şimdiki teorilerden biride “alınan mesajları durdurmada ve sıraya koymada” problem yaşamayla ilgili görülmektedir.

Nörotransmitterler ile ilgili varsayimlar :
Tedavide kullanilan ilaçlarin etkilerinden yola çikarak nörotransmitterler de irdelenmektedir. En sik kullanilan ilaçlar olan amfetaminler hem dopamin hem de norepinefrini etkilediginden her iki sistemde de işlev bozuklugu olabilecegi ileri sürülmüştür. Ancak genelde süreçten sorumlu tek bir nörotransmitter belirlenememiştir.

DEHB’ unu etkileyen Psikososyal etkenler :
Bozukluğun gelişmesinde temel bir etkiden çok hazırlayıcı ve ortaya çıkışını hızlandırıcı etkilerden söz edilebilir. Bozukluğu olan çocukların sıklıkla parçalanmış ailelerden geldiği, anne babanın sürekli geçimsizliği ve anne babada sürekli bozukluk ile tek ya da ilk çocuk olma oranının kontrollerden daha fazla olduğu bildirilmektedir. Yetiştirme yurdundaki çocukların dikkat sürelerinin kısa ve aşırı hareketli oldukları gözlenmiş, bunun uzun süre duygusal yoksunlukla ilişkili olabileceği ileri sürülmüştür.
Zorlayıcı yaşam olayları, aile düzeninde bozulma ve diğer kaygı yaratan nedenler DEHB’ nun ortaya çıkması ya da sürmesinde etken olabilmektedir. Eğilim yaratan nedenler arasında çocuğun huyu, genetik-ailesel nedenler ve toplumun davranış ve başarı ile beklentileri vardır. Sosyoekonomik düzeyin önemli bir etkisinin olmadığı bildirilmiştir. (Güleç & Köroğlu, 1998; s.1122 )

DEHB’ u için Risk Faktörleri :
• Annenin gebelik öncesi ya da gebelik sırasındaki:
• tıbbi durumu
• duygusal zorluğu
• sigara içmesi
• alkol alması
• doğum komplikasyonları
• Çocuğun öyküsünde:
• Orta derecede kafa travması (belirgin ilişki)
• gelişmede gecikme
• öfke nöbetleri
• enürezis
• tikler
• düşük dogum agirligi

Uzun süreli prognozu :
Geçmişte DEHB’nun zaman içinde azalarak ergenlik döneminde geçtiğine inanılırdı. İzleme çalışmalarında bunun doğru olmadığı görülmüştür. Bozuklukta 3 gidişten söz edilmektedir:
1. Gelişimsel ( Developmental delay ) (%30): Genç erişkinliğin erken döneminde belirtilerin kaybolduğu gruptur.
2. Devamlılık Gösteren ( Contiunal display ) (%40): Belirtiler çeşitli sosyal ve duygusal güçlüklerle erişkin dönemde de sürer.
3. Gelişimsel Bozulma ( Developmental decay )(%30): DEHB bulguları yanı sıra alkolizm, madde kullanımı ve antisosyal kişilik bozukluğu gibi psikopatolojilerinin oluştuğu gruptur. Bu kötü gidişin en güçlü belirleyicisi çocukluk döneminde DEHB’ ya komorbid olarak DB’ nun olması ve aile içi güçlüklerin olmasıdır.

Hiperaktivite yaşla birlikte azalmakta, ancak dikkatsizlik ve dürtü denetim sorunları kalıcı olabilmektedir. Genellikle ilk kaybolan aşırı hareketlilik, en son kaybolan ise dikkat eksikliğidir. Remüsyonun 12 yaşından önce seyrek olduğu, genellikle 12 ile 20 yaşlar arasında görüldüğü bildirilmektedir. Ancak olguların önemli bir bölümünde bozukluk kısmi remisyona girmekte ve duygu durum bozuklukları ile antisosyal ve diğer kişilik bozukluklarının ortaya çıkışı kolaylaşmaktadır. Öğrenme sorunları sıklıkla sürmektedir.

DEHB ile Birlikte Görülen Bozukluklar :
1. Davranım bozukluğu %30-50
2. Karşı gelme bozukluğu %50
3. Mental retardasyon; Otizm:
4. Tourette sendromu (DEHB’ luların %20’si tik bozukluğuna, tik bozukluklarının ise %40-60’ı DEHB’ una sahiptir).
5. Fragil-X (%73 DEHB)
6. Öğrenme bozuklukları (LDs)
Ayırıcı tanıda nelere dikkat edilmelidir ?
• 3 yaşindan küçük çocuklarda, aşiri hareketlilik ve dikkatsizlik gibi temel belirtilerin DEHB’ nda sıklıkla gözlenen görsel-motor ve algı ile ilgili yetersizliğe mi, yoksa normalde tam olarak gelişmemiş sinir sisteminin klinik görünümüne mi bağlı olduğunun ayırımını yapmak oldukça güçtür.
• Öğrenme bozuklukları
• Zeka geriliği
• Davranım bozukluğu
• Yaygın anksiyete bozukluğu
• Bipolar bozukluk

Epidemioloji ( Yaygınlığı ):
DEHB ’nun yaygınlığı ile ilgili araştırma sonuçları, özellikle olguların tanımlanmasına bağlı olarak farklılık göstermektedir.
 Pediatri örnekleminde: %2 -%11.2
 Geniş ölçekli alan çalışmalarında: %6 - %9
 DSM kitapçıklarında: %3 - %5
 ABD ’de okul çocuklarında : %2 - %20
Çocuk psikiyatrisi kliniklerinde görülen hastaların yarıya yakınını DEHB olan çocukların oluşturabileceği öne sürülmektedir. Ülkemizde yapılan araştırmalarda, polikliniğe başvuru nedenleri arasında hiperaktivite sendromun 7. ya da 15. sırayı aldığı ya da başvuran çocukların % 2.78’ inde hiperaktivite saptandığı bildirilmektedir.
Gazi üniversitesi tıp fakültesi çocuk psikiyatrisi polikliniğine yaklaşık 22 ay süresince başvuran 1556 hastanın DSM-IV tanı ölçütlerine göre değerlendirilmeleri sonucunda ; DEHB sıklığının % 8.6 olduğu, polikliniğe başvuru nedenleri arasında ise anksiyete ve depresyondan sonra 3. sırayı aldığı belirlenmiştir. ( Güleç & Köroğlu, 1998; ss. 1120-1121 )
Alan çalışmalarında alt tipleri göre yaygınlığı;
 DEHB- dikkat eksikliği önde : %4.7-% 9
 DEHB- hiperaktivite önde : %3.4- % 3.9
 DEHB- karma tip: % 4.4- %4.8
DEHB Neye Benzeyebilir?
1. öğrenme güçlüğünden dolayı, okulda düşük başarı.
2. sara hastalığının neden olduğu dikkat eksikliği.
3. iç kulak problemlerinin neden olduğu kulak enfeksiyonu
4. depresyon ya da anksiyetenin neden olduğu yıkıcı davranışlar

DEHB Genellikle Aşağıda Sıralanan Nedenlerden Dolayı Meydana Gelmez:
1. çok televizyon seyretme
2. yiyecek alerjileri
3. aşırı şeker tüketimi
4. zayıf ev yaşantısı
5. zayıf okullar

16. DEHB ’ nun Tedavisi :
Basit bir tedavisi yoktur. Multi-modal yaklaşimlar içerir:
• Tıbbi tedavi
• Anne-baba eğitimi
• Davranış Modeli Oluşturma ( Behavior modelling ), Kendi kendine telkin verme ( self-verbalization )ve Kendi kendini ödüllendirme ( self-reinforcement ) gibi danışma ve eğitimler
• Özel eğitim ortamı
• Diet araştirmalari
• Son zamanlarda NON-DRUG kimyasal Pycnogenol revaçta, etkinliği hakkında yeterli araştırma yok.
• Diyet girişimi (Kesin bilimsel kanit yok)
• Mega-vitamin ve mineral desteği (yüksek doz) (Kesin kanıt yok)
• Anti-Motion Sickness medikasyon: Bunu ileri sürenler DEHB ile iç kulak arasında ilişkiyi ileri sürmektedir (Kesin bilimsel kanıt yok).
• Candida Yeast (mayası): Bu görüşe inananlar mayalar tarafından oluşturulan toksinlerin arttığı ve immun sistemi zayıflatarak DEHB benzeri mental problemlere yol açtığını iddia etmektedirler (Kesin bilimsel kanıt yok).
• EEG Biofeedback: Bu görüşü ileri sürenler dikkatin sürdürülmesi için beyin-dalga aktivitesinin artirilmasi aliştirmalari yapmaktadirlar (Kesin bilimsel kanit yok).
• Kinesiology (Chiropractic yaklaşim): Bu teori ögrenme bozukluklarinin kafatasindaki iki spesifik kemikle ilişkili oldugunu ileri sürmektedirler (Kesin bilimsel kanit yok).
• Optometrik görme çalışmaları: Öğrenme bozuklularındaki okumanın görsel problemlerle ilişkili olduğu ileri sürmektedirler (Kesin bilimsel kanıt yok).

Diyet davranışlar üzerinde etkili midir?
Bazı çocuklarda faydalı olmaktadır. Bazı son çalışmalarda Feingold diyetinin etkinliği gösterilmiştir (suni boyasız, belli koruyucuları olmayan). Bazı kişilerde salisilatlar alınmamasını önermektedir. (adhd.htmadhd.htm, 1999 )
Eğitimsel Seçenekler Nelerdir ?
DEHB ’li çocukların bir dizi ihtiyaçları vardır. Bazı çocuklar, tıbbi tedavi ve davranış değiştirme programı uygulansa bile, üzenli bir sınıfta fonksiyon gösteremezler. Bu tür çocuklar günün bir kısmı ya da tümünde özel bir sınıfa yerleştirilebilirler. Bazı okullarda özel eğitim öğretmen takımı ile sınıf öğretmeni çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte bulunurlar. Bununla birlikte birçok çocuk düzenli bir sınıfta kalabilir. Mümkün olduğu zaman eğitimciler, çocukları sınıf ortamından ayırmamayı tercih etmelidirler. DEHB çocuklar çoğunlukla öğrenmelerine yardımcı olacak bazı özel düzenlemelere ihtiyaç duyarlar. Örneğin; öğretmen çocuğun hareket edebileceği ve aşırı enerjisini boşaltabileceği bir alan bulur. Bazen sadece sıra üzerinde bir resim ya da kart bulundurma uygun okul davranışını yapmasını hatırlatabilir. Söylenenleri tekrar etme ya da tahtaya ödevleri yazma ve ödev için gerecek materyal ve kitapları listeleme düzensiz ve dikkatsiz öğrencileri ödevi tamamlamasını sağlayabilir.
Özel eğitim stratejilerinin çoğu sadece iyi öğretim metotlarıdır. Öğrenciye ileride ne öğreneceğini söyleme, görsel yardımcılar kullanma ve sözel eğitim kadar yazılı eğitim verme öğrencilerin dersi hatırlamasına ve odaklaşmasına yardımcı olacak yollardır. DEHB ’li öğrenciler çoğunlukla kendi dikkat ve davranışlarını kontrol etme ve izleme için teknikler öğrenme ihtiyacındadırlar.
Okul gereklerinden dolayı, birçok DEHB olan öğrenciler sınıfta problem yaşarlar. Zihinleri öğrenebilecek yeterliğe sahiptir fakat, aşırı hareketlilik ve dikkatsizlik öğrenmeyi güçleştirir. Sonuç olarak DEHB olan öğrenciler bir sınıfı tekrar eder ya da okulu bırakır. Uygun eğitimsel uygulamalar tıbbi tedavi danışmanın birlikte doğru kullanılmasıyla bu kötü sonuç önlenebilir.

Tıbbi Tedavi Tartışması:
DEHB ’nun tedavisinde kullanılan ritalin ve diğer uyarıcılar, tartışmalara yol açmıştır. Çoğu doktor ilacı tavsiye etmeden önce, faydalarına karşı potansiyel yan etkilerini dikkatlice tartmalıdır. Tıbbi tedavi sırasında bazı çocuklar kilo kaybedebilir, iştah kaybına uğrayabilir ve gelişim yavaşlayabilir. Bazı çocuklarda uyku problemleri yaşayabilirler. Bazı doktorlar uyarıcıların Tourette sendromunun semptomlarını daha da kötüleştireceğine inanmaktadırlar. Ebeveyn bu ilaçların kullanımında fayda ve potansiyel riskleri hakkında aydınlatılmalıdır.

Tıbbi Tedavi ve Özgüven:
Tıbbi tedavi başladıktan hemen sonra çocuğun okul çalışmaları ve davranışlarında bir iyileşme görüldüğünde çocuk, ebeveyn ve öğretmen bu ani değişiklik için ilacı taktir etme eğilimindedirler. Aslında bu değişiklik çocuğun kendi doğal yeteneklerinden kaynaklanır. Tıbbi tedaviye olduğundan daha fazla önem verme, çocuğun yetersizlik hissine kapılmasına yol açabilir. Tıbbi tedavi sadece bu değişiklikleri olası kılar. Çocuğun da çaba göstermesi gerekmektedir. Çocuğun kendisini iyi hissetmesini sağlamak için, ebeveyn ve öğretmenler ilacı değil çocuğu takdir etmelidir.

DEHB olan Çocuklar ile Ailelerin DEHB ile Başa Çıkmalarına Yardımcı Olacak Tedavi Yöntemleri:
Yaşam DEHB olan çocuklar için oldukça zordur. Onlar okulda güçlük çekerler, bir oyunu bitiremezler ve arkadaşlarını kaybederler. Akşamları ödevlerini zihinde tutabilmek için bir çok saat harcarlar. Daha sonra da ödevlerini okula getirmeyi unuturlar.
Bu engellemelerle gün be gün başa çıkmak kolay değildir. Bazı çocuklar bu engellemelere karşı gelerek, savaşarak deşarj olurlar. Bazıları da bu engellemeyi kendi vücuduna çevirir. Her gün okula gitme zamanı geldiğinde karın ağrısı çekme gibi. Diğerleri de ihtiyaçlarını ve korkularını içlerinde saklar.

Birkaç tedavi yaklaşımı kullanılabilir. Bunlar;

Psikoterapi:
Psikoterapide hastalar, terapisyenle rahatsız eden düşünceler ve duygular hakkında konuşur, kendilerini dumura uğratan davranış kalıplarını araştırır ve duygularıyla başa çıkmak için alternatif yollar öğrenirler. Konuştukça terapist nasıl değişeceklerini anlamalarına yardımcı olmaya çalışır. Bununla birlikte, DEHB olan kişiler genellikle kendi davranışlarını kontrol etmek isterler. Eğer mümkünse doğrudan müdahale yöntemleri uygulanır.

Bilişsel Davranışçı Terapi:
Kişilerin şu anki problemleri üzerinde çalışmalarına yardımcı olur. Duygularını ve davranışlarını anlamaya yardımcı olmaktan daha ziyade, doğruda davranışları değiştirmeyi destekler. Bu destek, uygulamalı bir yardım şeklinde olabilir. Ya da bu destek yeni ve uyumlu davranışları pekiştirme yoluyla teşvik etme şeklinde olabilir.

Sosyal Beceri Eğitimi :
Çocukların yeni davranışları öğrenmesine yardımcı olur. Sosyal beceri eğitiminde terapisyen, oyuncakları paylaşma, yardım isteme ve bekleme gibi uygun davranış modellerini tartışırlar. Daha sonra çocuklar uygulama için şans verilir.

Destek Grupları:
Destek grupları, ortak ilgileri olan insanları birbirine bağlar. DEHB olan çoğu yetişkin ile DEHB olan çocuklar ebeveyni bir yerel ya da milli destek grubuna katılmayı faydalı bulur. Çoğu grup, çocukların davranış bozukluklarıyla ilgilenir. Destek gruplarının üyeleri engellemeleri ya da başarıları paylaşırlar.

Ebeveyn Beceri eğitimi:
Ebeveyn beceri eğitimi, özel sınıflarda ya da terapisyenler tarafından verilir. Çocukların davranışlarını yönetmek için ebeveyne araç ve teknikler sağlar. Çocuğun davranışlarını değiştirmek için etkili yollardan birisi, ödül ve cezanın etkili bir şekilde kullanılmasıdır. Ayrıca ebeveyn çocuğun başarılı olmasını sağlayacak durumlar oluşturmayı öğrenebilir. Buna ek olarak ebeveyn stres yönetin metotları kullanmayı öğrenebilir. Bunlar; meditasyon, gevşeme teknikleri ve tolerans düzeyini yükseltme alıştırmalarıdır.

Tartışmalı Tedaviler:
Aşağıda bilimsel olarak kanıtlanmamış DEHB tedavileri sıralanmıştır;
 Biofeedback
 Sınırlandırılmış diyetler
 Alerji tedavileri
 Orta kulaktaki problemleri düzeltmek için tıbbi tedavi
 Vitaminler
 Göz kontrolü
 Özel renkli gözlükler. ( http://www.weta.org/ , 1999 )

DEHB ve Akademik Başarı:
Eğer insanoğlunun potansiyelleri doğumda belirlenseydi, okullara çok az ihtiyacımız olurdu. Fakat biz biliyoruz ki çevre bireysel gelişimde çok önemli bir rol oynar. Potansiyelleri ve şansı genişletmek ve geliştirmek için okullar açarız. Bununla birlikte risk grubu olarak bilinen çocuklar ki buna DEHB çocuklar davranış dahildir, şu anki okul ortamında yaşamlarını sürdüremezler.

DEHB ve Okul Başarısızlığı:
DEHB çocuklar için okul çoğunlukla kötü başlar ve okulu bırakma ile sonuçlanır. Okul başarısızlığı diğer çocuklara göre 3 kat daha fazladır. Ergenlikte yaklaşık % 50’si bir sınıfı tekrar eder , % 50’si eninde sonunda okulu bırakır. Sadece % 5’i liseyi tamamlayabilir. Bir araştirmada; 11 yaşinda DEHB olan ögrencilerin % 80’ nin okuma, yazma , konuşma ve matematikte en az iki geride kalmiştir. Bu çocuklarda normal ya davraniş süper zekali olanlar bile kronik ya da düşük başari göstermişlerdir.

Hiperaktif Çocukta Akademik Problemler ve Ögrenme Güçlükleri :
Hiperaktif çocuklar da okulda en az diger arkadaşlari kadar başarili olabilirler. Bir çocugun hiperaktif olmasi asla onun yeterince zeki olmadigi anlamina gelmez. Bu çocuklar düzensiz ve dikkatsiz olabilirler, fakat bu onlarin ögrenme yeteneklerinin olmayişindan degil, hiperaktiviteden kaynaklanmaktadir. Göz önünde tutulmasi gereken bir nokta, hiperaktif çocuklarin önemli bir bölümünün ögrenme güçlügü çektigidir. Hiperaktif çocuklar genel zeka testlerinde normal kontrol grubundan önemsiz derecede düşük puan almişlardir.
DEHB ’nun birincil yetersizlikleri, öğrenmeyi engelleyebilir. Ya da öğrenme güçlükleri dikkatsizlik ve dürtüsellik meydana getirebilir. Yine biyolojik ve çevresel faktörler birbirinden bağımsız olarak DEHB ve öğrenme güçlüğüne neden olabileceği gibi, birbirleriyle etkileşimleriyle de DEHB ve Öğrenme güçlüğüne neden olabilirler. ( Nelson & Israel, 1997; ss. 214-215 )

Okul :
Sınıf yapısı ve kuralları hiperaktif bir çocuk için oldukça zorlayıcı olabilir. Öğretmen ve ebeveyn işbirliği yapmalıdır. Öğretmen çocuğun bulunduğu zor durumu anladığında çocuğun başarılı olabilmesi için daha çok yardımcı olacaktır.
DEHB olan çocuklarla yeterince ilgilenilebilmesi için küçük gruplar daha elverişlidir. Çünkü kalabalık gruplar içinde dikkatlerini toplamaları oldukça zordur ve bu grupta ilgileri kolayca dağılır. Çok çabuk sıkılırlar ve ödevler,ini bitirmeleri için sürekli motivasyona ihtiyaçları vardır. Bu çocukların büyük bir kısmına öğretmenle yarım veya bir saatte okulda bütün bir gün içinde verebilecek olandan daha fazlası verilebilmektedir.
DEHB olan çocuğun okula başlamasıyla sorunlar çok yönlü olmaya başlar. Sınıfta oturma, dikkatini toplama, kurallara uyma, içtepisel davranışları engelleme, düzenli olma, arkadaşlarıyla yardımlaşma ve iyi ilişkiler kurma gibi çocuğun okula uyumu ve başarısı için gerekli olan özelliklerin pek çoğu DEHB olan çocuklarda bulunmamaktadır. Şimdiye kadar sadece evde çocuğun davranış sorunlarıyla baş etmeye çalışan ana-babalar bu kez çocuklarının okula uyum sorunlarının eklenmesiyle çok daha büyük zorluklar yaşamaktadır. Ne yazık ki bazı okullar DEHB konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıklarından, çocuğun okula uyum sağlayamamasından ve davranış sorunlarından dolayı hemen ana-babayı suçlamaktadırlar. Hatta bu sorunların iyice incelenip tedavi edilmesine olanak tanınmadan çocuğun okuldan uzaklaştırılmasını bile isteyebilen okullara rastlayabiliyoruz.
Öte yandan biraz yaşlarının büyümesi ve okula başlama nedeniyle diğer çocuklarda öfke patlamalarında azalma ve kendini kontrol edebilme yetilerinde artış görülürken DEHB olan çocuklarda bu olumlu özelliklerin gelişmesi daha yavaş olmaktadır. Bu nedenle akranları tarafından arkadaş gruplarından dışlanabilmektedirler. Evde, okulda ve arkadaş gruplarında çok sık olarak eleştirilen, cezalandırılan hatta dışlanan DEHB olan çocukta temelde öz-değerlilikte ( kendine saygısında ) azalma başlarken; görünürde aldırmazlık ve vurdumduymazlık gözlenir. Yani içinde davranış sorunlarından dolayı üzüntü ve huzursuzluk yaşayan DEHB olan çocuk, etrafa bunların farkında değilmiş gibi davranır ve hatta çevresindekileri bu problemlerden dolayı suçlar. Böylece çevresindekilerin ona yönelik tepkileri giderek artabilmektedir. İlkokul 1. ve 2. sınıftayken aşırı hareketlilik, çok konuşma ve söz dinlememe gibi belirtilere, 8- 9 yaşlarından itibaren yalan söyleme, büyüklerle tartışmaya girme arkadaşlarıyla sık olarak kavga etme gibi davranış sorunları eklenebilmektedir. Böylece çevre tarafından yaramaz çocuk nitelemesi yavaş yavaş şımarık çocuk ya da terbiyesiz çocuk haline gelmektedir. Bazen arkadaşları tarafından dışlanan bu çocuklar okulda veya mahallede kendileri gibi olan çocuklarla birlikte gruplar oluşturmaktadırlar. Bu gruplaşma olayının ileriki yıllarda suça yönelik çetelere katılmada rolü olabileceği de düşünülmesi gereken önemli bir konudur.
( Ercan & Aydın, 1999; ss. 68-69 )

Çok Modelli Tedavi; Öğrenme İçin sorumluluğu Paylaşma:
Uzmanlar, DEHB ’nin tedavisi için çok modelli tedaviyi önermektedir. Çok modelli tedavi, çocuğun evde ve okulda başarılı olmasına yardımcı olmak için akademik, davranışsal ve tıbbi müdahalelerin bileşimidir. Çok modelli tedavi takım çalışmasını gerektirir ve okul başarısı için sorumluluğu paylaşmayı önerir. Bu tedavi, çocuğun ebeveynini, doktorunu ve öğretmenini kapsar.
Müdahaleler şunları içerir;
 DEHB hakkında öğretmenleri ve ebeveyni bilgilendirmek ve eğitmek
 Davranış şekillendirme teknikleri
 Danışma
 Sosyal beceri eğitimi
 Tıbbi tedavi
 Sınıf ortamını düzeltme
Davranış Değiştirme Teknikleri:
DEHB ’li çocuklar açık beklentiler ev hemen verilen feedback ile iyi performans gösterebilirler. Araştırmalar, aşağıda sıralanan davranış değiştirme tekniklerinin öğrenciler için etkili olabileceğini göstermiştir.
1. Olumlu pekiştirme.
2. Davranışı düşürme stratejileri, olumsuz feedback .
3. Tepkinin fiyatlandırılması ( response cost ) işi tamamlamayı ve görev üzerine olan davranışı artırabilir.

Test Veriliş Şeklini Değiştirme:
DEHB ‘li çocuklar yazılı dil ile problemleri olduğundan dolayı, bildiklerini ağız , performans testi ya davranış eğitimsel materyaller yoluyla daha iyi gösterebilir. Öğrencilere testi tamamlamaları için fazladan zaman verilebilir.
Sınıf Mevcudunu Düşürme :
Barkley, DEHB li çocuklar için küçük sınıfları önerir. 12-15 kişilik sınıflar ideal, 30-40 kişilik sınıflar ise kontrol edilemez sınıflardır.
DEHB li çocuklar için olumlu bir çevre oluşturabilmek için eğitimcilerin aşağıdaki soruları sormaları gerekmektedir;
 Eğitim öğrencilerin zayıflıkları üzerinde mi yoksa güçlü yönleri üzerinde yoğunlaşmaktadır ?
 Program öğrencinin ilgisini çekmekte midir ?
 Program öğrencinin sosyal ve ekonomik ihtiyaçları ile ilişkili midir ?
 Yanlış davranış için ceza uygulamaktan kaçın
 Rutin sınıf aktiviteleri için zaman tutunuz
 DE olan öğrencilerin çevrelerini düzenlemelerine yardımcı olunuz.
 Çocukların hataları kontrol etmek için ödevlerini tekrar etmelerini öğretiniz.
 Uygun ve uygun olmayan davranışları açıkça belirleyiniz. ( Nussbaum & Bigler, 1990; ss: 55-56 )
Genellikle, DEHB öğrencilerin aşağıda sıralanan bir ya davranış daha fazla alanda performanslarını etkiler:
1. görevlere başlama
2. göreve devam etme
3. görevi tamamlama
4. geçişler yapma
5. diğerleriyle etkileşim kurma
6. yönergeleri izleme
7. çok aşmalı görevleri organize etme ( Fowler, 1994; s.14 )

DEHB ve Öğrenme Güçlüğü:
DEHB ile öğrenme yetersizliği , farklı özellikleri olan fakat birlikte de görülebilen iki ayrı durumdur. Özellikleri birbirine karıştırılabildiğinden dolayı, aradaki farklılıkların neler olduğu iyi bilinmeli ve gerekli müdahale yöntemlerine başvurulmalıdır. Her iki durumda davranış farklı nedenler benzer sıkıntılara yol açabilmektedir. ( Şenel, 1996; ss. 88-89 )



KAYNAKLAR
Ercan,E.S., Aydın, C., Dikkat Eksikliği hiperaktivite Bozukluğu. Gendaş Yay.
İstanbul: 1999
Güleç, C., Köroğlu, E., Psikiyatri. Hekimler Yayın Birliği. Ankara: 1998
http://www.weta.org. Attention.Deficit/Hyperactivity Disorder ( Mary Fowler ). 1994
http://www.weta.org.Attention.Deficit/Hyperactivity Disorder . 1999
http://www.weta.org.ADHD-Building Academic Success . 1999
Nelson, R.W., Israel, A.C. Behavior Disorders of Childhood. Printice Hall.
New Jersey: 1997
Nussbaum, N., Bigler, E., Idendification and Treatment of attention Deficit
Disorder. Pro-ed.Austin, Texas: 1990
Şenel, H.G., Öğrenme Yetersizliği ile dikkat Eksikliği - Aşiri Hareketlilik
Bozuklugunun Karşilaştirilmasi. A.Ü. Egitim Bilimleri Dergisi. Cilt:2, Say. 2: ss.276-290. Ankara: 1996
Hazirlayan: Sezai Kalafat

10 Eylül 2007 Pazartesi

Dikkat Eksikliği Bozukluğu-Eğitim Psikolojisi

DİKKAT EKSİKLİĞİ BOZUKLUĞU

Yaklaşık elli yıl öncesinden başlayarak, hekimler, psikologlar ve eğitimciler giderek artan bir şekilde dikkatlerini bu tür yakınması olan çocuklar üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Her uzman grubu bu çocuklara kendi konuları açısından yaklaşmıştır. Sorunun çok yönlü ele alınışının yanısıra, farklı tanımlamalar ve sınıflandırmalar da gelişmiştir: Hiperkinetik Reaksiyon, Hiperaktif Çocuk Sendromu, Minimal Beyin Disfonksiyonu, Minimal Serebral Disfonksiyon, Dikkat Eksikliği Bozukluğu, Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik Bozukluğu gibi isimler altında anılmıştır.

Dikkat Eksikliği Bozukluğu (DEB), Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümlerince üzerinde en çok durulan, en çok önemsenen yakınmalardan biri haline gelmiştir. Çünkü bu bölümlere yapılan başvuruların yaklaşık yarısını bu tanı grubu oluşturmaktadır. Yakınmaların görünümleri değişse de artık okul öncesi çağdan başlayıp yetişkinlik dönemine dek uzandığı kabul edilmektedir. Belirtiler çocuğun eğitim ve yaşantısının hemen her alanını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Tedavi edilmediği takdirde yoğun ruhsal ve sosyal sorunlar ortaya çıkmaktadır. En önemlisi de okul, aile ve tıbbi yaklaşımlarla başarılı bir şekilde tedavi edilmektedir.

GÖRÜLÜŞ SIKLIĞI

Dikkat Eksikliği Bozukluğu’nun görülüş sıklığı okul çağı çocuklarının %3-5’i olarak belirtilmektedir. Bu yüzdeye, okul öncesi, ergen ve yetişkinler katılmamıştır. Bölümümüzde yapılan çalışmalarda ilk başvuruların %1O’unu DEB yakınması oluşturmaktadır. Görülüş sıklığı oranları örneklem gruplarına, kullanılan ölçeklere ve tanı kriterlerine göre değişiklikler gösterebilmektedir. Klinik örneklemde 1/9 oranıyla erkeklerde çok olduğu görülmektedir. Alan örneklemelerinde ise bu oran 1/4 olarak verilmektedir. Kızların kliniklere daha az gönderilme nedenleri araştırılmıştır. Yapılan bazı çalışmalarda kızların daha çok dikkatsizlik ve bilişsel zorluklar sergilediği, bunun gözden kaçabileceği ya da önemsenmeyebileceği, oysa erkeklerin saldırganlık, ataklık ve davranım bozuklukları gösterebildikleri için kliniklere erken gönderildiği bulunmuştur.Bölümümüze yapılan DEB başvurularında 2/8 oranında erkek çocuklarda fazlalık görülmektedir. Oysa genel hasta örneklcmimizde bu oran 4/6’ dır.

ETİYOLOJİ

Dikkat Eksikliği Bozukluğu’nun nedenlerine ilişkin yoğun çalışmalar bulunmasına karşın henüz kesin bir yanıt alınamamıştır. Biyolojik ve psikososyal ctmenlcrin etkileşim halinde oynadıkları rollerin bu tür bir yakınmayı ortaya çıkardığı düşünülmektedir. Frajil X, fetal alkol sendromu, çok düşük doğum ağırlığı, çok ender görülen genetik geçişli tiroid bozukluklarının da DEB belirtileri verdiği bilinmektedir. Ancak genel DEB grubunun içinde bunlar çok küçük bir oranı oluşturmaktadırlar.

Önceki yıllarda cnsefalit geçiren çocukların bulgularından esinlenerek bunun bir “beyin hasarı” olabileceği düşünülmüştür. Son yıllarda beyin görüntüleme ya da diğer gelişmiş tetkiklerle bu alanın araştırılması sürdürülmektedir. Temporal ve frontal loblar, korpus kallosum bu konudaki çalışmalarda en sık anılan bölümlerdir.Patolizyolojisinc yönelik çalışmalar da son yılların gözde araştırmalarını oluşturmaktadır. Bu konuya ilişkin bilgiler daha çok yetişkinlere yöneliktir.

Erişkin yaş grubunda SPECT çalışmalarında çocukluklarından beri DEB yakınmaları gösteren yetişkinlerde striatumda fokal serebral hipofüzyon,duyusal ve duyusalmotor alanlarda hiperfüzyon bulunmuştur.Ergenlerle yapılan araştırmalardan tutarlı sonuçlar elde edilmemiştir. Normal yetişkinlerle DEB olanlar karşılaştırıldığında DEB gösterenlerin promotor korteks ve üst prefrontal kortekste daha düşük serebral glukoz metabolizmasından söz edilmektedir.

Bölümümüzde yapılan çok kapsamlı bir araştırmada, alerjik yakınmalar DEB grubumuzda, genel hasta grubuna kıyasla 10 kez fazla bulunmuştur. Geçirilmiş hastalıklar arasında enfeksiyonlar, travmalar, ve SSS hastalıkları ön sıralarda yer almaktadır. Bunların DEB grubunda görülüş oranı genel hasta grubuna kıyasla çok yüksektir. Erken doğum öyküsüne DEB grubunun %20’sinde rastlanmıştır. Bu oran kontrol grubunda %8’dir. DEB yakınması olan çocukların anne sütü alma sürelerinin çok az olduğu dikkati çekmiştir Ailesel kalıtsal etmenler yaklaşık 25 yıldır yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Kalıtımın 0.55 ile 0.92 oranlarında etkili olduğu görüşleri vardır. Monozigot ikizlerde görülüş oranı %51, dizigot ikizlerde ise %33’tür. Yakın akrabalarda görülüş sıklığının yüksek olduğu belirtilmektedir. Evlat edinme çalışmaları kalıtsal etmenlerin çevresel etmenlere göre daha etkili olduğunu göstermektedir.

Dikkat Eksikliği Bozukluğu gösterenlerin merkezi sinir sistemi uyarıcıları ve antidepresanlara verdikleri olumlu yanıt, bir katekolamin bozukluğunu akla getirmektedir. Hayvan ve insanların kan ve idrarlarında yapılan çok sayıda araştırma bu konuda odaklaşmıştır. Ancak sonuçlar tutarsızdır. Düşük dopamin ve nörepinefrin dönüşümleri pek çok araştırmada ele alınmıştır. Ancak seratonin ve katekolamin sistemleri arasındaki etkileşimden ötürü “bir ilaç-bir transmiter” yaklaşımı olayı çok basite indirgemek olmaktadır. Psikososyal etmenlerin etiyolojide birincil rol oynadığı düşünülmemektedir. DEB olan çocukların ailelerinde çok değişik ana baba çocuk etkileşimleri gözlenmiştir.

Psikososyal etmenler daha çok Karşı Gelme Bozukluğu ve Ağır Davranım Bozukluğu gösteren çocuk ve yetişkinlerde etkili olmaktadır. DEB’nun nedenlerine yönelik çalışmalarda bazı çevresel etmenler üzerinde de çok durulmaktadır. Doğum öncesi ve doğum sırası etmenler, toksinler, kurşun, katkılı yiyecekler, şeker entoksikasyonu, vitaminler, beslenme özellikleri gibi pek çok özellik üzerinde yoğun çalışmalar yapıl¬maktadır. Henüz bulgularda biri ya da birkaçına yönelik yeterli destek sağlanmamıştır.

GELİŞİMSEL PSİKOPATOLOJI

DEB’na ilişkin belirtiler değişik yaşlarda farklı görüntüler sergiler.Elde edilen bilgilerin çoğu ilkokul çocuklarına ilişkindir. Daha küçük ve daha büyüklere yönelik veriler azdır. Okul öncesi dönemde en zorluk çekilen ayırdedici tanı sorunu normal çocukların aşırı hareketliliği ile DEB olanların ayırdedilmesindedir. Pek çok ana baba çocuklarını dikkatsiz ve aşırı hareketli olarak tanımlar. Gerçek DEB olan çocukların bu yakınmaları süreğendir. Her zaman ve her yerde benzeri türde davranışlarda bulunur. Bu yakınmalara ek bazı davranış sorunları sergiler. Babaları tutma nöbetleri, saldırgan davranışlar birincil yakınmalara eklenebilir. Düşüncesiz ve korkusuz davranışları vardır. Bir babada olduğu gibi “Düşer miyim, bir yerime bir şey olur mu. Aklına bile gelmiyor. Bunların fren tertibatları çalışmıyor.” şeklinde yakınmalara sık rastlanır. Gürültülü, patırtılı oyun ve davranışlar, sakarlıklar bu çocukları izlerken hemen dikkat çeker. Genellikle bebeklik ve çocukluklarında uyku sorunları vardır. Çoğu ana baba çocuklarının çok erken saatlerde uyandıklarından, uyku derinliğinin az olduğundan yakınır.

Okul öncesi dönemdeki çocukların yarısının dokuz yaşından önce tanı aldığı belirtilmektedir. Bu oran ülkemizde daha düşüktür. “Yaramaz çocukların akıllı olacağına” ilişkin görüş nedeniyle çocukların bölüme getirilişleri daha ileriki yaşlarda olmaktadır. Okul öncesi çağda getirilen çocukların yakınmalarının ise çok ağır olduğu dikkati çekmektedir. Araştırmalar bu dönemlerdeki yoğun yakınmaların, semptomların ileriki yıllarda yoğun bir biçimde süreceğinin ön uyarısı olduğunu söylemektedir. Okula başlayıp akademik arenaya çıkan çocuğu bekleyen pek çok güçlük vardır. Derste yerinde oturmaması, dikkatini bir konu üzerinde yoğunlaştıramaması, algılama bozukluğu, sakarlığı onu sürekli uyarılan ve yerilen bir ortama sokar. Artık kendini eleştirenler grubuna bir de öğretmenleri hatta sınıf arkadaşlarının ana babaları da eklenmiştir. Belirtileri ek olarak arkadaşlık kurma ve sürdürmede yaşadığı zorluklar, onu daha içine kapanık, yalnız, öfkeli, küskün ve oyun bozan yapabilecektir. Bu Karşı Gelme ve Ağır Davranım Bozukluğu gibi ek tanıların ortaya çıkış için uygun zemin hazırlayacaktır.

GÖRME ALANINDAKİ BOZUKLUK

Bu çocuklar algıladıklarını örgütlemedc, organize etmede güçlük çekmektedir. “p, b, d, “ harfleri çoğu kez karıştırılır. Çünkü bunlardan her biri çeşitli döndürmelerle bir diğeri olabilir. Çocuk “yap” kelimesini görür bunu “pay” olarak okur, ya da yazar. Bu karışıklık, geometrik desenlerin kopya edilmesinde de kendini gösterir.Görsel algılama bozukluğunun bir diğer şekli, konum örgütlenmesindeki aksamalarla kendini gösterir. Bu çocuklar genellikle sağını solunu karıştırır.Derinlik algısındaki sorunlar, görsel algı bozukluğunun bir diğer yönüdür. Bu tür sorunu olan çocuklar mesafeleri yanlış tahmin eder, eşyalara çarpar. Bu yüzden ana babalar bu tür çocukların sakar olmasından sıklıkla yakınır. Örneğin, yemek masasında çocuk, muhtemelen bardağın mesafesini yanlış tahmin etmekte ve bardağı devirebilmektedir.Bu alanla ilgili diğer bir örnek şöyle özetlenebilir; gözler bir anlamda ellere ne yapacağını söyleme görevini üstlenmiştir. Göz ilgili eşyaya odaklaşır, doğru olarak algılar ve ellere ne yönde hareket edeceği ya da ne zaman faaliyete geçeceğini söyler. Örneğin, bir top oyununda gözün topta olması gerekir. Top bize atıldığında doğru yöne yönclinir. Bu alanda güçlüğü olan çocuklar hızı ya da mesafeyi yanlış değerlendirir. El oraya çok erken ya da çok geç gidebilir, çocuk topu kaçırır. Aynı şey vurma, yakalama, zıplama ya da fırlatma gibi etkinliklerde de söz konusudur. Buna bağlı olarak, bu alanda güçlüğü olan çocuklar bu tür oyunlarda başarısız olur ve oyunlardan dışlanırlar.Görsel algıyı içeren beyin sahasının yaklaşık beşbuçuk yaşta olgunlaştığını unutmamak gerekir. Bu nedenle küçük çocukların bu tür güçlükler göstermesi doğaldır.

İŞİTME ALANINDAKİ BOZUKLUK

Çocuğun işitme algısında da aksaklıklar olabilir. Seslerdeki farklılıkları ayırt etmede güçlük çekebilir. Bu karışıklıktan ötürü çocuk söyleneni ters anlar ve yanlış tepkide bulunur. “Geç-güç” gibi birbirine benzeyen kelimeler karıştırılabilir. Normal bir konuşmada önemli olan noktayı algılamada güçlük çekebilir. Örneğin; “Mutfağa git, su dolmuşsa musluğu kapat” denildiğinde “su dolmuşsa” kısmı atlanıp mutfağa gidilir ve musluk kapatılır. Bu nedenle ana-baba çocuğu dikkatsiz ya da söz dinlemez olarak nitelendirebilir. Bu güçlük çocuğa hızlı ya da ardarda çok şey söylendiğinde en belirgin şekilde kendini gösterir.

BÜTÜNLEME BOZUKLUĞU

Giren bütün duyusal uyarıcılar bir sıraya konur ve sonra yorumlanır.Bu yapılmadığı zaman algılar anlamsızlaşır. Bazı çocuklarda aksaklıktır. Bütünlemenin bir yönü doğru sırada örgütleme yeteneğidir. Bu alanda bozukluğu olan çocuklar bir öyküyü duyar ya da bir olayı görür. Ama onu anlatırken ortasından başlar, başa döner sonunu anlatır ve karmakarışık bir şekilde öykü tamamlanır. 23 sayısını görür, kağıda 32 yazar. 2+3=? sorusu verildiğinde 2+ 5=3 yanıtını verebilir. Sonucun 5 olduğu bilinmekte fakat yanlış sırada verilmektedir. Bütünlenmenin bir diğer yönü soyutlamadır. Bilgi bir kez beyne kaydedilir ve doğru akış içinde sıralanırsa bu durum uyarıcının daha genel ilişkilerine dec genellenebilir. Örneğin öğretmen sınıfta bir polis öyküsü anlatır ve çocuklara kendileri polis olsaydı neler yapacaklarını sorar. Soyutlamada güçlüğü olan çocuk öyküdeki polis kavramından genel polis kavramına geçemez,orda kalır.

BELLEK

Bilgi beyine ulaşır ve bütünlenirse depolanma süreci haşlayacaktır. Bu sürecin kısa ve uzun süreli olmak üzere iki formu vardır. Örneğin, kısa süreli bellekte bir telefon numarasına bakıp bunu aklımızda tutar numarayı çeviririz. Ama aradığımız numara meşgul çıkarsa ya da biri o sırada birşey sorarsa yeniden numaraya bakmamız gerekir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların diğer çocuklara kıyasla daha fazla tekrarla öğrendikleri gözlenir, bu da bir tür uzun süreli bellek demektir. Ana babalar genellikle tutarsızlığı fark eder, çocukları yeni öğrendikleri şeyi unutmakta, ancak iki üç yıl önceki yerleri ve yaşantıları hatırlayabilmektedir. Bu tür çocuklarda uzun süreli bellek bozukluklarına daha az rastlanır.

DAVRANIŞLAR

Bilgi, kelimeler aracılığı (konuşma) ince kas faaliyetleri (yazma-çizme) ya da diğer kas aktiviteleri (diğer davranışlar) şeklinde kendini gösterir.İletişim alanında kullanılan iki dil formundan söz edilir.

a) Kendiliğinden konuşma:Kendiliğinden konuşmadaki inisiyatif kişidedir. Saniyenin çok kısa bir bölümünde düşünce örgütlenir ve uygun kelime bulunur.

b) Bağımlı konuşma:Bağımlı konuşmada kişiye soru sorulur ya da bir konuda konuşması istenir.Özel dil bozukluğu olan çocuklarda çoğunlukla kendiliğinden konuşmalarda zorluk yoktur. Sorun bağımlı konuşmalarda vardır. Tutarsızlık çok açıktır. Soru sorulduğunda “Hı, efendim, ne” gibi geçiştirme sözcüklerine çok sık rastlanır. Kelime bulmakta güçlük çeker. Bunu başka kelimelerle geçiştirmeye çalışır ve sonunda anlamsız bir konuşma ortaya çıkar.

Kendiliğinden konuşmalarla bağımlı konuşmalar arasındaki tutarsızlık, ana babaları ve öğretmenleri şaşırtır. Çocuğun tembel olduğu çünkü istediği zaman cevap verebildiği düşünülür.İnce motor koordinasyon bozukluğu çivi çakma, çatal bıçak kullanma, yazı yazma, resim yapma gibi etkinliklerde çok belirgindir. Çocuğun eli hiçbir zaman kafası kadar iyi ya da hızlı çalışamaz. Sıklıkla iki seçim vardır.Ya çok yavaş yazacak ve zamanında bitiremeyecek ya da çabuk yazıp hata yapacaktır. Heceleme, gramer, harflerin konumu ve büyüklükleri en büyük hata kaynağıdır. Daha az bilinen bir başka ince motor bozukluğu, konuşma yaratımı açısından ortaya çıkar. Konuşmada interkostal ve diyafram kasları, vokal kordları kontrol eden kaslar, oral ve nazal farinks, ağız, dil ve damak kasları takım olarak çalışır ve konuşmayı yaratırlar. Bu alanlardan birinde olan aksaklık sonucu telaffuz bozukluğu ve konuşma güçlüğü gözlenebilir. Koordinasyon konusunda güçlüğü olan çocuklar bisiklete binmede, topa vurmada, topu yakalamada vb. eylemlerde beceriksiz olarak tanımlanırlar.

Özel öğrenme bozukluğundaki işleyişi açıklayan bu yaklaşımlar kuşkusuz oldukça basite indirgenmiştir. Öğrenme süreci çok daha karmaşıktır. Yine her çocukta bu sözü edilen aksaklıkların tümünün olması da şart değildir. Her çocuk bu alanlardaki bir ya da birden fazla aksaklığı göstererek kendine özgü bir görünüm alır.

Yukarıda sözü edilen alanlara ilişkin sorunlar, ayrıntılı öykü alma ve uygulanan psikolojik testlerde belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği’nde Sözel ve Performans puanlar arasında olağanın üzerinde farklar mevcuttur. Defterleri düzensizdir. Harf atlamalar ve ters yapmalar, yarım bırakılmış sayfalar adeta defterin en belirgin özelliğidir.

DEB’ndaki klinik görüntüler, gençlerde çocuklardaki kadar ayrıntılı ve düzenli bir şekilde araştırılmamıştır. Belirtilerin yaşla azalmasının yanısıra görünümlerinde de değişiklikler olabilmektedir. Bu nedenle tanı ölçütlerinin bu çağa özgü bir biçimde yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ergenlik döneminde artık gençler “bir sınıf, bir öğretmen“ kolaylığından çıkmıştır. Her derse ve her sınıfa gelen ayrı bir öğretmenle karşılıklı olarak birbirlerinin özelliklerini tanıyıp. uygun davranışlarda bulunmak bu dönem için zor bir yaşantıdır. Yaşıtlarıyla ilişkilerindeki aksaklıklar vc özellikle bağımsızlığa geçiş süreçleri sancılı olur. Ama belirti bu kez aşırı hareketlilikten içsel huzursuzluk duygusuna dönüşür. Dikkatsizlik ve bilişsel sorunlar okul ve iş yaşamındaki örgütleme, düzene koyma, istenilenleri istenildiği gibi yerine getirme konularındaki zorlukları belirginleştirecektir. Bağımsız çalışma güçlüğü ergenin akademik başarısında önemli rol oynamaktadır. Bu dönemde bisiklet ve motosiklet kazalarının DEB olan gençlerde sık görüldüğü, bunun yalnızca dikkatsizlik kökenli olmadığı, gencin içinde bulunduğu güçlüklere bir tepkisi olduğu ileri sürülmektedir.

Son yıllarda DEB’nun yaşam boyu etkileri üzerinde daha çok durulmaya başlanmış, yetişkinlikteki görünümleri ve tedavileri üzerinde araştırmalar yoğunlaşmıştır. Örgütleme sorununun sürmesi, ataklık, dikkat zorlukları iş yerinde de sorun yaratmaktadır. Bitirilmemiş, yarım bırakılmış işler, sık görev değiştirme bu kişilerin yaşantılarında sık rastlanan temalardır. Huy değişikliklerinin çabuk ve şiddetli olabilmesinden ötürü iş ve evlilik konularında belirgin yakınmalar olmaktadır.

KOMORBİDİTE

Komorbidite çocuk, ergen ve yetişkinler için her dönemin özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Kliniklere gönderilen çocukların 2/3’sinin ek belirtisi olduğu bildirilmektedir. Çocukların ek tanıları, görüldükleri kliniğe göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin psikiyatri kliniklerinde görülen çocukların daha çok Karşı Gelme ve Ağır Davranım Bozukluğu tanılarıyla geldikleri, pediatri grubunda ise Dil ve İletişim Bozuklukları, Özel Öğrenme Bozuklukları ek tanılarının sık olduğu gözlenmiştir. En sık rastlanan ek tanılar; Özel Öğrenme Bozuklukları, Dil ve İletişim Bozuklukları, Ağır Davranım Bozukluğu, Karşı Gelme Bozukluğu, Anksiyete,Tik,Tourette Sendromu ve Duygu Durum Bozukluklarıdır.

Bu tanılar yalnızca komorbit yakınmalar açısından değil, ayırıcı tanı açısından da önemlidir. Çok ayrıntılı bir çalışmada DEB, Ağır Davranım Bozukluğu, Kaygı Bozukluğu ve Karşı Gelme Bozukluğu ile yapılan yüzden çok araştırma gözden geçirilmiştir. Bunların büyük çoğunluğunun alınan bir tanı grubu ile onunla eşleştirilen normal çocuklar arasındaki farkların araştırılması şeklinde olduğu görülmüştür. 0 zaman gözlenen farkların sadece o tanı grubuna özgü olduğu düşünülmektedir. Oysa sözgelimi DEB olan çocukların normal çocuklardan daha aktif oldukları bilinmektedir. Aşırı hareketliliğin bir kaygı belirtisi olduğu konusunda da fikir birliği vardır. Ancak bu tanıyı alan çocukların kaygılı çocuklardan hangi açılardan farklı olduğuna ilişkin kesin bir bilgi yoktur. Bu çalışmayla tanı kategorilerinin varsayılan geçerliğinin yeniden sorgulanması gerektiği, tek bir tanı grubunu alarak normallerle karşılaştırmanın hatalı tartışmalara yol açabileceği gösterilmiştir.

Bir başka geniş çaplı araştırmada farklı tanıları alan çocuklar birbirleriyle ve normal çocuklarla karşılaştırılmıştır. Bu çalışmanın bulgularına göre; anksiyete bozukluğu gösteren çocuklar, sosyal, bilişsel, ve başarı yönünden en az sorun gösteren gruptur. Ancak normal çocuklardan çok zor ayırdedilmektedir. Büyük çoğunluğunu kızlar oluşturmaktadır. Ağır Davranım Bozukluğu ve Karşı Gelme Bozukluğu arasında ölçülebilen tüm değişkenler açısından fark bulunmamıştır. Bu nedenle Karşı Gelme Bozukluğu tanısının geçerliği konusunda kuşkular artmıştır. DEB’nun önemli ölçüde bilişsel bir bozukluk olduğu belirtilmektedir. Bu grubun gerek Anksiyete Bozukluğu gerekse Ağır Davranım Bozukluğu grubundan farklı olduğu kanısı ağırlıktadır. Dikkat ve davranım bozukluklarının birlikte görülüşlerinde sosyal bozukluk etmeni daha önemli düzeylerde bulunmuştur. Bu tür yakınmalarda dikkat bozukluğunun temel neden olduğu, üzerine eklenen olumsuz sosyal etmenlerle DEB ve Ağır Davranım Bozukluğunun birlikte görüldüğü grubu oluşturduğu ileri sürülmektedir. Ağır Davranım Bozukluğu gösterenlerin ise daha benmerkezcil ve saldırgan çocuklar olduğu, bunlarda bilişsel bozukluklar gözlenmediği belirtilmektcdir.

Yapılan bir başka çalışmada DEB olan çocukların %47’sinin Ağır Davranım Bozukluğu ya da Karşı Gelme Bozukluğu gösterdiğini, %26’sının Anksiyete ve Fobik Bozukluğu olduğunu, %18’inde ise Ağır Davranım Bozukluğu ve Anksiyetenin birlikte bulunduğu belirtilmektedir. İlkokul 2. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan geniş çaplı bir taramada bunların %2.3’ünün dikkatsiz ve çok hareketli, %3.6’sının agresif, %3’ünün ise dikkat, hareket ve davranış sorunları olduğunu belirlemişlerdir. Yakınması olmayan çocuklarla bu grubu karşılaştırdıklarında, sorunlu grubun daha çok dağılmış aile yapısının olduğu, düşük sosyoekonomik düzeyden geldiği, eğitim güçlüğü, sosyal yaşam bozukluğu ve dürtüsellik gösterdiği bulunmuştur.

Bu çocuklarda ve yetişkinlerde DSM’de belirtilmemesine karşın sosyal beceri zorluğu vardır. Bu da kişiler arası ilişkilerde sorunlara neden olur. Komorbidite tanı sürecini karıştırır. Eş zamanlı bozuklukların tanınması ve tedavisi en az DEB kadar önemlidir. Bu konuya ilişkin bilgilerin artması ayırıcı tanı açısından da çok önemlidir. DEB’na ek olan farklı bozuklukların belki de farklı köklerden geldikleri bulunacaktır.

AYIRICI TANI VE DEĞERLENDİRME

DEB tanısını koyarken birlikte görülen ek tanıların varlığına ya da DEB’nu taklit eden diğer ruhsal, gelişimsel, tıbbi ya da nörolojik bozuklukların olup olmadığı dikkatle araştırılmalıdır.

DEB tanısının tıbbi bir tanı olduğu kabul edilmektedir. Yaşamın erken yıllarından başlayan, zaman içinde süren, farklı ortamlarda da etkisini gösteren, ev, okul ya da zaman sınırlı etkinliklerde bozulmaya yol açan bir klinik görünümde değerlendirilir. Tanıyı kesinleştirecek bir laboratuar testi yoktur. Klinisyenin tanı araçları, ana baba çocuk görüşmesi, ana baba çocuk gözlemi, davranış dereceleme skalaları, fiziksel-nörolojik muayene, bilişsel testler, işitme ve görme testleri gibi değerlendirme yaklaşımlarıdır. Başlangıç görüşmesinde ayrıntılı gelişimsel ve belirtilere yönelik ayrıntılı bilgi, tıbbi, nörolojik, ailesel ve ruhsal öykü alınır. Tanıya gelişimsel kapsamda yaklaşılır. Belirtiler yaş ve zihinsel düzeye göre değerlendirilir.

Değerlendirmelerde kullanılan ölçeklerin hem ana babaya hem de öğretmene yönelik biçimleri vardır. İçeriklerine göre dar ve geniş kapsamlı olabilirler. Geniş kapsamlı olanlar diğer ruhsal yakınrnaların taran¬masında da kullanılır. Achenbach’ın Davranış Değerlendirme Ölçeği (Child Behavior Checklist-CBCL) ve Hacettepe Ruhsal Uyum Ölçeği ülkemizde bu amaçla kullanılmaktadır. Dar kapsamlı olanlar DEB yakınmalarına daha duyarlı ve bunlara yönelik hazırlanmış ölçeklerdir. Connors dereceleme ölçekleri yaklaşık tüm dünyada, Hacettepe Dikkat Bozukluğu ve Hiperaktivite Ölçcği dc ülkemizde yaygın olarak uygulanmaktadır. Ölçekler durumu belirlemede yardımcı olurlar, tanı bunlara göre konul¬maz. İyi bir öykü almanın değeri bu değerlendirme araçlarının tümünden daha yüksektir.

Zihinsel işlevlerin ve okul başarısının ayrıntılı değerlendirilmesi tanı sürecinde olduğu kadar tedavide dc gereklidir. Bölümümüzde bu amaçla en yaygın olarak kullanılan testler Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği (WISC-R) ve Bcnder Gestalt Testidir. Okul başarısı öğretmen değerlendirmesi,sınav notları ve sınav kağıtlarına bakarak yapılmaktadır.

Yayınlarda çok sözü edilmeyen görsel ve işitsel algı bozukluğu bölümümüzde DEB tanısı ile görülen çocukların tümüne yakınında belirgin olarak gözlenmektedir. Bu çocukların defterlerine bakıldığında harf ve hece karıştırma, atlama, harfleri ters yapma gibi bozuk yazı örneklerine rastlanmaktadır. Defter tutuluşundaki özensizlik, tamamlanmamış yazılar, yapılmamış ödevler bu çocuklar için sürekli yakınılan konulardandır.Okul çağı çocuklarındaki eşlik eden depresyon, anksiyete gibi yakınmalar, ya da benlik saygısı gibi konuları araştıran ölçekler de bölümümüzde kullanılmaktadır.Silik nörolojik bozuklukların değerlendirilmesi bu çocukların değerlendirilmesi sırasında uyguladığımız rutin tetkiklerdendir. DEB tanısı alan çocuklarda sıkça rastladığımız konuşma sorunları ve işitmeye bağlı bir aksaklığın olup olmadığının belirlenmesi amacıyla odyolojik değerlendirme yararlı olmaktadır.

SÜREÇ

Gerek halk arasında, gerekse tıbbi çevrelerde DEB’nun yaş ilerledikçe kendiliğinden azalacağı ve geçeceğine ilişkin yaygın bir kanı vardır. Oysa son zamanlarda yapılan çalışmalar bunun böyle olmadığını, bozukluğun gidişinin farklı kişilerde farklı seyirler gösterdiğini ortaya koymuştur. Üç ayrı gelişimsel sonuçtan söz edilmektedir:

l.Gelişimsel gecikme: DEB gösterenlerin yaklaşık %30’unda görülmektedir. Geç crgenlik ya da yetişkinlik döneminin erken evrelerinde kişi artık işlevsel olarak DEB belirtilerini ya da bunlara ilişkin sorunları göstermektedir.

2.Belirtilerin sürmesi: DEB gösterenlerin yaklaşık %40’ bu gruba girmektedir. Sorunlar ve belirtiler yetişkinlikte de sürer. Bunlara ek olarak sosyal ve duygusal sorunlar gözlenir.

3.Gelişimsel bozulma: DEB gösteren grubun %30’unda gözlenir. Bu vakalarda yalnız DEB belirtileri sürmekle kalmaz, bunlara daha ciddi psikopatolojiler de eklenir. Alkolizm, madde bağımlılığı, antisosyal kişilik bozukluğu gibi yakınmalar gözlenir. Bu tür olumsuz gidişin en iyi yordayıcısı çocuklukta DEB’na eklenen ek hastalıklardır. Sosyal koşulların kötülüğü, tedavi işbirliğinin iyi işlememesi bu tür olumsuzlukları hazırlayıcı ve güçlendirici etkiler yapmaktadır.

Yetişkinlerle yapılan son çalışmalarda DEB tanısı konulan bir yetişkinin çocukluk öyküsü alındığında tümünün tanı konulmamış DEB olduğu bulunmuştur. Bu durum özellikle DEB olan yetişkin kadınlar için geçerlidir ve yetişkinlik uyumlarının ciddi bir biçimde etkilendiği görülmüştür. Bu kişilerin DEB açısından tedaviye gerek duyulmayacak düzeyde bile olsalar önemli ölçülerde anksiyete bozuklukları gibi eş zamanlı hastalıklar geliştirdiklcri gözlenmektedir.

TEDAVİ VE YAKLAŞIM BİÇİMLERI

Sorunun karmaşıklığı ve çok boyutlu olması nedeniyle tedavide; aile,çocuk, öğretmen işbirliği ve ilaçla destekleme en etkili sonucu vermektedir.

AİLE DANIŞMANLIĞI:Doğru bir tanı koyabilmek ve olumlu bir tedavi yaklaşımı için ailelerle işbirliği yapmak gereklidir. Ana babalar çocuklarını bir tedavi kurumuna getirdiklerinde, sorundan bunalmış, çocuklarına ilişkin düşüncelerinden ötürü bocalamış ve çocuklarını idare edememekten ötürüde suçlanma içindedirler. Bir yandan çocuklarının zekasının parlak yönlerini sıralarken diğer yandan onların çok basit şeyleri yapamamalarından yakınırlar. Ayrıntılı bir değerlendirme sonucunda çocuğun Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı aldığı kesinleşince bunun aileye aktarılma şekli, bundan sonraki işbirliği açısından çok önemlidir. Aşırı hararetlilik, dikkat dağınıklığı, algı bozukluğu ve davranışlarındaki tutarsızlığı yapısal bir aksaklıktan kaynaklandığını bilmek ana babaları yetersizlik ve suçluluk duygularından kurtarmak için ilk adım olacaktır.Daha sonrada aileler genellikle bu aksaklığın nedenini merak ederler. Uzmanların bilgi alma döneminde sordukları bir takım sorular, yeterince konuşulmadığı takdirde aileleri yersiz suçlanmalara ya da hatalı sonuçlara itebilir. Örneğin; “Gebeliğiniz sırasında ilaç kullandınız mı?”, “Doğum sırasında bir terslik oldu mu?” gibi sorular, çocukların aksaklığından salt bunların sorumlu olduğunu düşündürebilir. Bu nedenle bildiğimiz kadarıyla çocuklardaki bu aksaklığın nedenlerini aile ile konuşmakta ve onların kafalarını kurcalayan soruları yanıtlamaya özen gösterilmelidir.

Zekaları normal hatta parlak olan çocukların davranışlarındaki çelişki,ailelerin çocuklarının özrünü kabul etmedeki güçlüklerini artırır. Bu karmaşa ve kabullenemeyişten ötürü çocuklarını tedaviye getirmeyi kesebilirler. Ancak aradan bir iki yıl geçer ve sorun onların çözümleyemeyeceği boyutlara ulaşınca yeniden başvuruda bulunurlar. Ama bu durumda çocuk için çok önemli bir iki yıl kaybedilmiş ve gerek eğitim, gerekse ilişkilerinde onarılması çok güç örselenmeler yaratılmış olacaktır. Çocuklarını gerçekçi bir gözle göremeyen ana babalar çocuklarının hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceği beklentiler ve istekler geliştirebilirler. Kendinin olduğu gibi kabul edilmemesi çocukta öfke ve mutsuzluk yaratır. Ana babasının kendini bu özellikleri ile kabul etmediğini hissederse o da kendini kabul etmede güçlük çekecektir.

Çocuğun sorunlarını ve zorluklarını görmezden gelme kadar, aşırı kollama da zararlı bir yaklaşımdır. Korunmaya ihtiyacı olmadığı zaman onu başarma ve büyüme yolunda yüreklendirmek gerekir.Tedavi planı aileye aktarılır ve tartışılır. İlacı düzenli kullanmasının yanı sıra onlardan çocuklarıyla olan ilişkilerini yeniden biçimlendirmeleri istenir. Bu biçimlendirme sırasında dikkat edilecek önemli noktalar vardır. Aile, çocuğun öfke patlamalarını ortaya çıkaran nedenleri araştırmalıdır. Ana babalar çocuklarıyla en fazla çatışmaların olduğu ortam ve olaylar konusunda oldukça duyarlıdır. Bu nedenle hiç olmazsa başlangıçta, bu koşullara mümkün olduğu kadar az girmeye çalışılmalıdır. Çocukta ani öfke patlamaları bir kez ortaya çıktığında o an için sakinleşmesini beklemekten başka çare yoktur. Çocuğun üzerine gidip davranışını kesmesini istemek hem boşa çaba olacak, hem de ilişkiyi iyice zedeleyecektir.Bu durumda yapılacak ilk adım çocuğu o durmadan alıp başka seçenekler önermektir. Ancak hiçbir zaman çocuk bu tür davranışı sonucunda rüşvet olarak amacına ulaşmamalıdır.

Disiplin ivedilikle teşvik edilmelidir. Cezalar yapılan davranışla orantılı ve istenmeyen davranıştan hemen sonra, o davranışla ilişki kurularak uygulanmalıdır. Yaptığı davranıştan ötürü hafta sonunda verilecek bir ceza hem etkili olamayacak hem de çocukta öfke ve kırgınlık yaratacaktır. Sen bunu yaparsan bu cezayı alacaksın şeklinde, yapacağı olumsuz davranıştan sonra ne ceza alacağını baştan bilirse davranışını ona göre ayarlama hakkı olacaktır.Bu tür çocuklar genellikle aile çatışmalarının merkezi olurlar. Her ana baba diğerini çocuğu uygun biçimde idare edemediği için suçlar. Tutumlar arasındaki bu çatışmalar ve tutarsızlıklar çocuğun karmaşasının daha da artıracak ve olumsuz davranışların sürmesine neden olacaktır.Ana babaların çocuklarına öfke duymaları doğaldır. “Aklı her şeye erdiği halde derslerinde başarısız.”, “Dikkat etmiyor, dikkat etse yapar.”, “Ne durdan anlıyor, ne sustan”, “Hiçbir komşumun yüzüne bakamaz oldum. Her gün biri şikayete geliyor.”. Bu ya da benzeri yakınmaları yaklaşık tüm ana babalardan duymak mümkündür. Ana babalar kendilerini sosyal ilişkilerden çekerler. Bir gezmeye gitseler burunlarından gelir. Eşlerin birbirleriyle olan etkileşimleri azalır. Diğer çocuklar şaşkın, kararsız ve öfkelidir. Sokakta özürlü kardeşlerine takılan isimlerden paylarını alırlar. “Delinin ablası”, “Canavarın kardeşi” gibi. Ana baba ve kardeşlerin haklı öfkeleri, çocukların ise haklı tepkileri konuşulup çözümlenmelidir.Evde çocuklarına ders çalıştırmak durumunda olan ana babalar, öğret¬menler için yapılacak önerileri kendileri de uygulamalıdırlar.

ÇOCUĞUN RUHSAL SORUNLARININ TEDAVİSİ:Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alan çocukların sorunları yalnızca öğrenme alanında değildir. Aşırı hararetlilik, dikkat dağınıklığı ve benzeri yakınmalar yaklaşık tüm davranışları etkilediği için sorun bir yaşam sorunudur. Bu çocuklar sürekli hata yaparlar, sürekli eleştirilir ve engellenirler. Aile, komşu, arkadaşlar ve okulla başa çıkmaları zordur. Çok ender olarak başarı duygusunu tadarlar. Bunlara bağlı olarak da zayıf benlik imgesi geliştirirler. Kendilerini beceriksiz, işe yaramaz ve aptal ya da deli olarak görürler. İçlerinde bir yerlerde bunun doğru olmadığı isyanı yaşasa bile çoğu kez bunu bastırırlar. Psikoterapi, çocuğun güçlükleriyle başa çıkmasında ve öğrenmeye daha istekli olmasında ona yardımcı olacaktır. Tedavide temel görüş, çocuğun güçlü yanlarını ortaya çıkartarak, zayıf yönlerini ödünlemektir.Bu tür belirtileri olan çocuklar, hem ruhsal gelişim devrelerini başarmak, hem de bu yoğun engellerin üstesinden gelmek zorundadırlar. Bu nedenle de pek çok ruhsal yakınmalar ortaya çıkmaktadır.

Bazı çocuklar bu tür engelleyici yaşam deneyimlerinden, zorluklardan kaçınarak üstesinden gelmeye çalışırlar. Çocuk beceremeyeceğine inandığı bir olaydan vazgeçerek, kabuğuna çekilir ve kendini korumaya çalışır. Bu konuda 10 yaşında bir erkek çocuk olan 0... ‘nun öğretmeni şu örneği veriyordu: “Aslında cin gibi. Bildiği konularda gözleri pırıl pırıl oluyor. Ama yeni bir konu işlenirken, özellikle matematik yaparken, eline ufacık bir kalem ya da silgi parçası alıyor ve adeta sınıftan dışarı çıkıp gidiyor. Elindekini saatlerce çeviriyor, çeviriyor. Ya da sırasına tık tık tık diye bitip tükenmez bir biçimde vuruyor. Bir gün merak ettim, hiç uyarmadım. Tam 1,5 saat hiç durumunu değiştirmeden öylece oturdu. Bazen yüzünde mutlu gülümsemeler dolaştı ama o kafaca kesin sınıfta değildi”. Bazen çocuklar bu tür zorluklardan, bu zorlukları yaşamadıkları dönemlere dönerek kurtulmaya çalışırlar. Yedi yaşında bir kız çocuğu olan E... ‘nin annesi şunları aktarıyordu: “Okula başlayana kadar hiçbir aksaklık fark etmedik. Hareketli, koşan, oynayan bir çocuktu. Zekası da çok iyi geliyordu bize. Okula gittikten bir ay sonra değişti. Parmağını emmeye başladı. Bebeksi konuşuyor, bizim yanımızda yatmak istiyor, oyunlarında hep bebek oluyor, benim kucağımdan inmiyor ve orada uyuyakalıyordu.”

İzlediğimiz çocukların çoğu okulla ilgili kaygılarını bedenlerine yansıtarak gösterirler. Okula gitme zamanı geldiğinde, özellikle sınav günlerinde karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, ishal ve hatta ateş ile yakınmalarını dile getirirler. Bu yakınmaları tatillerde gözlenmez. Okula gitmezler ve bir süre sonra bu yakınmaları kendiliğinden azalır ve kaybolur. Çocuk bunu yalan ya da uydurma olarak yapmamıştır. Bunlar gerçekten vardır ama sıkıntı veren, zorlayan durum ortadan kalkınca yakınmaları da azalıp kaybolmaktadır. Onbir yaşında bir erkek çocuk olan E... ‘a, şiddetli karın ağrısı ve kusmaları nedeniyle oldukça fazla sayıda bedensel tetkik yapılmış ama bu yakınmaları açıklayacak bedensel bir neden bulunamamıştı. Çok dikkatli ve duyarlı bir hanım olan annesi bu yakınmaların sınav günleri ortaya çıktığını fark etmişti. Bu durumu konuştuğumuz E... “Sabah kalkınca o gün sınav olacağı aklıma geliyor. Yine yapamayacağım, annemin, babamın yine kızacağı ve üzüleceği, öğretmenimin, arkadaşları¬mın yanında yine mahcup olacağımı düşünüyorum. Karnıma bir ağrı giriyor, kusuyorum” şeklinde aktarıyordu sorununu.

Kendi eksiklikleri ve beceri güçlüklerinin farkında olan çocuklar, çevrenin de bu yönde yaklaşımları nedeniyle kendilerini tümüyle değersiz görme eğilimine girerler. “Ben deliyim galiba” ya da “Ben geri zekalıymışım, o yüzden yapamam” yakınmalarına oldukça sık rastlanıl¬maktadır. “Beynimdeki bozukluktan ötürü yapamıyorum” diyerek sorunun bir özür olarak gösterme eğilimi gözlenmektedir.Başarısızlıkları, yetersizlik duyguları, ilişki bozuklukları bu çocukların içinde büyük üzüntü ve öfke duyguları uyandırır. Bu öfkelerini ya içlerine atarak kendilerine zarar verme yolunu seçerler ya da herkesi rahatsız ede¬cek biçimde, saldırganlıkla çevreye yöneltirler. Onbir yaşındaki E...., bu duygusunu “Tırnaklarımı öyle yiyorum ki başarısız olan ellerimi sonunda yiyip bitireceğim” şeklinde dile getirirdi.Yedi yaşında bir erkek çocuk olan Z. M... ise iki kez kendini okul penceresinden atmaya kalkarak yoğun çaresizliğini gösteriyordu.Aileler bu tür çocukların hareketliliğindeki tutarsızlığın kendilerini şaşırttığından sıklıkla yakınır. Her zaman cıva gibi olan çocuk, üstünü giyme zamanı geldiğinde ya da yemek ve ders saatlerinde adeta donup kalmaktadır. “Hareketleri ağır tempolu bir film gibi” benzetmesi pek çok ana babanın ortak görüşüdür. Oysa bu durum çocukların koordinasyon güçlüklerinin ya da başarısızlıklarını ödünlemek için bir savunma aracıdır. Yavaş yaptığı zaman becerebilecek ya da daha az hata yapacaktır.Çok olağan bir diğer davranış da bu çocuklardan bazılarının zorluklar¬la başa çıkabilmek ve daha sevimli bir şekilde dikkat çekebilmek için işi soytarılığa dökmeleridir. Yedi yaşındaki bir erkek çocuk olan E..., bölümümüze geldiği gün Şarlo’ya benzer yürüyüşü, koridorda yürüyenlerin arkasına takılıp taklitlerini yapmasıyla tüm bölüm üyelerinin dikkatini çekmiş ama aynı oranda da sempatisini toplamıştı. Öğretmeni “Sen sınıfa gelmediğinde rahatça dersimizi yapıyoruz” derken, bir sınıf arkadaşı “Bugün canımız çok sıkıldı. Okulun hiç tadı yoktu. Çünkü E.... okula gelmemişti” diyordu. Kuralları çiğneyen, herkesi güldüren çocuk, sınıfın kahramanı olacak, böylece aranma, sevilme ve dikkat çekme duygularına doyum sağlayacaktır.Bu yakınma ile gelen çocuklarda atak hareketlere çok sık rastlanır. Ana babaların “Sanki biri dürtmüş gibi...” ile başlayan yakınmalarına pek çok kere tanık olursunuz. Bazen bu ani, atak hareketler tehlikeli boyutlara da ulaşabilmektedir. Sekiz yaşında bir kız olan K..., in annesi, “Bir gün elin¬deki makası kardeşinin yüzüne fırlattı. Çocuk başını eğmeseydi yüzünün tam orta yerine gelecekti, biraz yanağı çizildi. K... da çok üzüldü ama yine olsa yine yapar herhalde. Dün de sobanın ateşini tazeliyordu. Ablası bir şey demiş. Bir kürek ateşi odanın ortasına, halıya serpti.” şeklinde yakını¬yordu. Bu tür düşünmeden yapılan atak hareketler, çalma, yangın çıkartma, kendi bedenine zarar verme gibi davranışlarla da kendini gösterebilir. Arkadaş gurubuna yaranma arzusu ve bir babanın dediği gibi “Fren tertibatının çalışmaması sonucunda bu çocuklar arkadaşlarının yap dediği olumsuz davranışları da sık yaparlar. Sekiz yaşında bir erkek çocuk olan G..., okuldaki bütün yangın cihazlarını kullanıp, okulu bir köpük denizi haline getirmiş. Dokuz yaşındaki B..., tahta parçasıyla kendini sünnet ettirmeye kalkışmış, yedi yaşındaki 5... bakkaldan süt çalarak arkadaşları¬na dağıtmıştı. Ender de olsa bazen bu tür çocuklarda yaşına göre yalancı bir olgunluk davranışı göstererek zorluklarını yenmeye çalıştıkları gözlenir. Ciddi bir yetişkin gibi bakar, davranır ve ilişki kurarlar. Büyüklerle ilişki kurmaktan hoşlanır, yaşıtlarına yanaşmazlar. Oyun oynamayı küçümserler. Yalnızca bir-iki kez çok küçük gülümsemesine tanık olduğumuz sekiz yaşındaki B..., anneannesinin ve dedesinin en yakın arkadaşı olarak tanımlanıyordu, “Bir de ayaklarını ve kollarını sürekli sallaması olmasa..!” Tedavinin ilerleyen durumlarında, bu çocuklarda kaygı ve sinirlilik gözlenebilir. Öğrenmeye daha hazır hale geldikleri ve arkadaşları ile aralarındaki farkı daha iyi algıladıkları için başarısızlık kaygıları artmak¬tadır. Bir kez başarının tadını aldıktan sonra onu yeniden yitirmek onları korkutmaktadır. Dokuz yaşındaki bir erkek çocuk olan M..., bu duygusunu “Bezen içimden durup dururken ağlamak geliyor, bazen sanki kötü şeyler olacak sanıyorum. Ama inanıyorum ki bu tedavi onlara da iyi gelecek ve onlar da geçecek” şeklinde dile getiriyordu.

ÖĞRETMEN DANIŞMANLIĞI: Aşırı hareketliliğin ve dikkat dağınıklığının en belirgin sorunlar yarattığı ortam doğaldır ki sınıf ortamı olmaktadır. Bu nedenle öğretmenler tedavinin en önemli öğesi olmakta, onların işbirliği olmaksızın başarıya ulaşmak çok güç olmaktadır. Çok kalabalık sınıflarda bir de böyle güç bir çocukla uğraşmak ek bir çaba gerektirmektedir. Ancak bu çocukları kazanmak, onları mutlu ve başarılı görmek tüm çabalara değmektedir.“İlk günlerde emekli olmayı bile düşündüm. Kendimi o kadar öfkeli ve çaresiz hissediyordum ki eve gelip ağladığım çok olmuştur. Bir gün bakı¬yorsunuz melek, 20 dakika sonra şeytanın ta kendisi. Ama o gözleri yok mu? Kırgın, üzgün, öfkeli, cin gibi ama ağlamaya hazır. Şimdi iyi ki benim sınıfıma gelmiş, benim öğrencim olmuş diyorum. Ondan çok şey öğrendim. Diğer öğrencilerimden hiçbir farkı kalmadı sayılır. Şimdi mutlu. Başardıkça başarası geliyor.” E... ‘nun öğretmeninin dile getirdiği bu duygular pek çok öğretmen tarafından paylaşılmaktadır. Bu çocukların sınıf içinde idarelerinde öğretmenin sevgisi ve tecrübesi ona yol gösterecektir. Öğretmene düşen en önemli görev çocuğun azalmış benlik saygısını ona yeniden kazandırmaktır. Dikkat dağınıklığı, aşırı hareketliliği de olsa bu çocukların pırıl pırıl bir zekaları vardır. Bazı alanlarda başarısızlıkları olsa bile, başarılı oldukları alanlar da mutlaka çoktur. Bunları bulup, çocuğa gösterebilen bir öğretmen zor olanı başarıp, çocuğu kazanacaktır. Öğrencisine ilişkin görüşlerini iletmek, bizim görüşlerimizi paylaşmak için bölümümüze gelen 5... ‘nin öğretmeni onun dikkat dağınıklığını nasıl idare ettiğini anlattı. Bizim bu anlatılanlara ekleyebileceğimiz çok az öne¬rimiz kalmıştı.“Başlangıçta S’nin dikkatini en çok beş dakika yoğunlaştırabildiğini izledim. Bu sürenin sonunda ne kadar çabalarsam çabalayayım ona hiçbir şey veremiyordum. Ok gibi yerinden fırlıyor, sınıf içinde dolaşmaya başlıyordu. Sanki içinde bir şeyler doluyor ve onu boşaltması gerekiyordu. Onu bana en yakın olabileceği bir yere oturttum, sürekli gözümün önündeydi. Dikkatinin dağıldığını fark ettiğim an ona yerinden kalkmasını gerektiren bir görev verdim. Ya tahtayı siliyor, ya yere düşen kalemimi bana veriyor ya da bir arkadaşına yardım ediyordu. Böylece hem o enerjisini biraz boşaltmış oluyordu hem de bunu benim direktiflerim sonucunda yapıyordu. Hem otoritem sarsılmıyor hem de onu ben yönlendirebiliyordum. Bir başka yararı da vardı. Yaptıkları sonucunda ufak teşekkürlerle onun memnun olmasını sağlayabiliyordum. Bu işleri biraz daha erteleyerek, giderek dikkat süresini uzatmaya başladım. Şimdi bir derste sadece bir-iki kere yerinden kalkıyor...”

Özellikle yazı yazmanın gerektiği ödevlerde bu tip çocukların çok zorlandığı yaklaşık tüm öğretmenlerin ortak kanısıdır. Bu nedenle ödevini yapmayan çocuğa ya da tahtada yazılanı defterine çekmeyen öğrencisine kızıp kızmama ikilemini çok sık yaşarlar. Bu durumda bizim önerimiz; çocuğun özrünü göz önünde tutmak ama ondan yapabileceğinin en iyisini istemek şeklinde olmaktadır. Belki arkadaşları kadar güzel ya da hızlı yazamayacaktır. Ama o da arkadaşları kadar çaba gösterecektir. Teneffüslerde eksiklerini ödünleme çalışmaları pek önerilmemektedir. Çünkü bu çocukların dinlenmeye, arkadaşlarından daha çok ihtiyaçları vardır. Bu çocukların dikkatsizlikleri eşyalarına sahip olamama şeklinde de kendini gösterir. Okullar açıldıktan yaklaşık iki ay sonra yedi yaşında bir kız olan D...’ nın annesi “İki düzine kalem almıştık, bitti. Okul malzemelerinin, çantada dahil tümünü yeniden aldık.” yedi yaşındaki S. . . ‘nin babası “Bu beşinci beslenme çantası. Geçen hafta aldığımız ceketi de kaybetmiş” şeklinde yakınıyordu. Bu nedenle ancak öğretmen aile işbirliği ile çocuklara kendi mallarına sahip çıkma, başkasının malına saygılı davranma özelliği kazandırılabilir.

Yine dikkatsizlikleri ve el becerilerindeki sakarlıktan ötürü bu çocuklar sınıf arkadaşları arasında gülünç duruma düşebilir. Onbir yaşındaki R... ‘nin öğretmenin “Bir gün tuvalete gitmiş, pantolonunun biraz zor bağlanır bir kopçası varmış. Bunları takmayı ya beceremediğinden ya da unuttuğundan derse kalkınca pantalonu düşüverdi. Bütün sınıf gülmekten bayıldı. 0 kıpkırmızı olup ağlamaya başladı.” şeklinde bir örnek getirdi. Onbir yaşındaki P... ‘nin öğretmeni “Tahtaya kalkması gerektiğinde en az iki arkadaşının defterini düşürür, iki üç kez tökezlenir, o tahtaya kalkarken yolunun üzerindeki bütün çocuklar eşyalarını kapıp ona yol açarlar.” demekte, 11 yaşındaki E.. ‘nin öğretmeni ise “Beden eğitimi dersinde koşturmak istiyorum, adeta uçacak, ellerini kanat çırpar gibi vuruyor, zıplar gibi hareketler yapıyor. Sınıf arkadaşları onun uçtu uçtu leylek uçtu diye kızdırıyormuş. Duyunca çok üzüldüm.” şeklindeki gözlemler dile gelmekteydi. Bu nedenle öğretmenler çocukların bu tür güçlüklerinden ötürü ortaya çıkan ilişki bozukluklarına ve benlik örselenmelerine karşı duyarlı ve çözümleyici olmak durumundadır.

Ana babalar ve öğretmenler bu çocukların dinlediklerini işittiklerini daha iyi öğrendiklerini ama yazılı sınavlarda özellikle testlerde başarısız olduklarını söylerler. Gözlemlerinde çok haklıdırlar, bu nedenle çocukların gerçek başarılarını değerlendirmede sözlü sınavlara ağırlık verilmesi beklenir. Çocuğun güçlüğü görsel algı alanındaysa öğrenmede ağırlık işitsel alana kaydırılabilir.

İLAÇLAR

DEB ‘ nda kullanılan birincil psikofarmakolojik ajanların merkezi sinir sistemi uyarıcıları olduğu belirtilmektedir. Bu grubun temsilcileri, metilfenidat, dekstroamfetamin ve pemolindir. Metamfetamin ve dekstroamfetamini de içeren çok sayıda amfetanıin vardır. Ancak dekstroamfetaminler daha çok yeğlenmektedir. Metilfenidat diğer uyarıcıların tümünden daha çok kullanılmaktadır. Çocukların en az %70’i ilk denemelerinde ana uyarıcılardan birine olumlu yanıt vermektedir. Eğer klinisyen dekstroamfetamin, metilfenidat ya da pemolinden birini kullanıyorsa , bu ilaçlardan en az birine yanıt alınma oranı %85 ile %90 arasında değişmektedir.

İlaç vermenin temel amacı sınıf içi davranışlarda, akademik başarıda ve verimlilikte iyileşme sağlamaktır. Karşı Gelme Bozukluğu, Ağır Davranım Bozukluğu ve saldırganlık ile birlikte görülen DEB’nda ilacın bu yakınmalara da iyi geldiğine ilişkin bilgiler vardır. Çocukla yaşıtları, ailesi, öğretmenleri ve diğer önemli kişiler arasındaki ilişkiler de düzelmektedir. Buna ek olarak boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerine de katılımın arttığı belirtilmektedir. Uyarıcıların kullanımındaki ana mesajın bunun yalnızca “okul zamanı ilacı “olmadığının vurgulanması olduğu iddia edilmektedir. Uyanık olduğu tüm zamanlarda ve hafta sonlarında da kullanılma gerekliliği önerilmektedir. Bölümümüzde ise genel uygulama çocuklara ilaçları okul zamanları kullandırmak şeklindedir. DEB’nda kullanılan ilaçlar açısından bir tercih yapılmamaktadır. Bazı çocuklar bir ilaca daha iyi, bir diğeri ise daha kötü yanıt verebilecektir ve bu yordanamamaktadır. Yan etkilerin görünümü çocuktan çocuğa ve ilaçtan ilaca değişiklikler göstermektedir. Yan etkilerin büyük kısmı zamanla ya da değişik yaklaşımlarla ortadan kalkmaktadır. Büyümenin baskılanması eğer ortaya çıkarsa ilacın dozuna bağlanmaktadır.

İzleme çalışmaları, çocuğun ulaşması beklenen boyu ve kilosuna gecikmeli de olsa ulaşabilmektedir. Ancak bazı çocukların bu gelişimsel gecikmeye uyum sağlayamadıkları görülmektedir. İlacın puberteden sonra etkinliğini kaybetmemesi ve ilaç kötüye kullanımına yol açmaması rahatlatıcıdır. Ancak, kendinde ve ailesinde madde bağımlılığı öyküsü olanlarda uyarıcı kullanımı tartışmalıdır. Uyarıcı ilaçların tiklere etkisi çelişkili sonuçlar vermektedir. DEB tanısı alan bazı çocuklar kliniklere vokal ya da davranışsal tiklerle başvurmaktadır. Bazen bu çocukların tikleri uyarıcıların kullanımı ile artmaktadır. Son bulgulara göre ilaçlara devam edilse bile bir süre sonra bu yakınmalar eski durumlarına dönmektedir. Eğer düzelme olmazsa, haloperidol, pimozid ya da klonidin gibi ilaçların eklenmesi yakınmaların ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır. “Rebound”, kısa dönem etkili uyarıcıların kullanımından sonra davranışlarda görülen bozulmadır. Bu bozulma dönemi yarım saat yada daha fazla olabilir. Bu durum çocukların çok azında gözlenir. Rebound etkisi uzun dönem etkili ilaçların kullanımıyla çözümlenebilir.Bazı vakalarda ilacın davranış üzerindeki etkisi için gereken doz ile zihinsel süreçlerdeki iyileşme için gereken doz uyuşamayabilir. Bu gibi durumlarda düşük olan doz tercih edilmelidir. 1994 yılında yüzden fazla yayının gözden geçirildiği bir çalışmada 4500 ilkokul çocuğunun değerlendirildiği görülmüştür.

Okul öncesi dönem çocuklarla yapılan çalışmalar çok daha azdır (yaklaşık 130 denek). Ergenlerle (yaklaşık 113 denek) ve yetişkinlerle (yaklaşık 180 denek)yapılan çalışma sayısı da çok azdır. Okul öncesi ve yetişkinlikle ilgili sonuçlar çok değişkinlik göstermektedir. Son yıllarda DEB tedavisinde kullanılan uyarıcı olamayan ilaçlara ilişkin bilgiler taranmıştır. Değerlendirilen ilaçlar antidepresanlar, ct2 adrenerjik reseptör blokörleri (klonidin ve guanfasin), nöroleptikler, fenfluramin, lityum ve antikonvüsanlardır. Bu konudaki en iyi çalışılan ajanın heterosiklik antidepresanlar olduğu ileri sürülmektedir. Bazı araştırmalar DEB olan çocukların %70’inin dezipramine 5 mg/kg dozuna kadar yanıt verdiklerini göstermektedir. Bütün heterosikliklerin hiperaktivite, dikkat¬sizlik, anksiyete ve depresif duygulanım üzerinde olumlu etki yaptığı gözlenmiştir. Öğrenme üzerindeki etkileri çok açık değildir. Ana yan etkisi kardiyovasküler sistem üzerinedir. Özellikle aritmiye neden olduğu belirtilmektedir. Birkaç küçük çocuğun ani ölümü heterosikliklerin kullanımının yeniden gözden geçirilme gereğini ortaya koymuştur.Bupropion serotonin geri alım blokörü ve trisiklik olmayan bir antidepresandır. Yan etki profilinin olumlu olduğu belirtilmektedir. Günlük 5-6 mg/kg üç doza bölünerek uygulanması önerilmektedir.Fluoksetin, sertralin, proksetin ve fluvoksamin gibi seçici serotonin geri alım inhibitörlerine ilişkin bilgilerin sınırlı olduğu ancak az sayıda bazı çocuklardan olumlu sounuçlar alındığı bildirilmektedir. Son yıllarda yapılan bir çalışmada yaşları 9-17 arasında olan DEB tanısı almış 32 deneğin %78’inde distimi gibi mood bozuklukları ve %80’inde majör depresif bozukluk olduğu görülmüştür. Devam eden metilfenidat tedavisine fluosetinin eklenmesi hastaların 30’unda belirgin düzelmeye neden olmuştur.Monoamin oksidaz inhibitörleri çok az sayıdaki araştırmada ve çok az sayıda çocukla çalışılmıştır. Sonuçların dekstroamfetaminlere eş olduğu belirtilmektedir. Ancak olası ilaç ve diyet tepkileri kullanımı sınırlamaktadır. Dikkat Eksikliği Bozukluğunda tek başına klonidin ve guanfasin kullanımına ilişkin bilgiler sınırlıdır.

Uyarıcı ilaçlarla birlikte kullanımı DEB’na ek saldırgan/hiperaktif davranışlar boyutunda ya da tiklcr üze¬rinde olumlu etki yapmaktadır. Ancak klonidin/metilfenidat kombinasyo¬nunun üç çocukta ani ölüm yaptığı belirtilmiştir. Bu konuda ilaçların rolü bilinmemektedir. Sentetik bir uyarıcı olan fenfluraminin etkisi DEB üzerinde gösterilememiştir. Zihinsel özürlüler ve yaygın gelişimsel bozukluğu olanlarda olası olumlu etkiden söz edilebileceği klinik izlemelerde belirginleşmeye başlamıştır. Lityum, karbamazepin ve valproik asid gibi mood düzenleyicilerinDEB ‘nin ana belirtileri üzerinde olumlu etkisi gösterilememiştir.Nöroleptiklerle önceki yıllarda yapılan bazı çalışmalar bazı belirtilerde etkili olduğu yolunda bulgular vermiştir. Günümüzde olası olumsuz yan etkiler nedeniyle kullanılmamaktadır. Ancak, uyarıcılara haloperidol ya da pimozid eklenmesi tiklerde ya da Tourette bozukluğunda yararlı olmaktadır.

DİKKAT EKSİKLİGİ AŞIRI HAREKETLİLİK BOZUKLUĞU İLE YAŞAYANLARA ON ÖĞÜT

1 .Çocuğunuzun sınırlılıklarını kabul edin. Ana babalar çocuklarının enerjik ve aktif olduğunu belki de hep böyle kalacağını kabul etmek durumundadır. Aşırı hareketlilik tasarlanarak yapılmaz. Aşırı hareketliliği ortadan kaldırmaya değil, kontrol etmeye çalışmalıdır. Örnek göstermenin, yıkıcı eleştirilerde bulunmanın yararı yoktur.

2.Yoğun enerjiyi rahatlatacak etkinlikler bulun. Koşu, spor, yürüyüş gibi etkinlikler yararlıdır. Garaj, bodrum gibi mekanlar uygun düzenlemelerle özellikle kötü havalar için kurtarıcı olabilir.

3.Evi düzenli tutun. Ev rutinleri, aşırı hareketli çocuğun düzeni kabullenmesinde yardımcı ‘~u Yemek, yatma ve çalışma saatleri düzenli olmalıdır. Tutarlı tepkiler çocukta tutarlılık yaratacaktır.

4 .Bitkinlikten kaçının. Bu çocuklar yorgun olduklarında kendilerini kontrol etmeleri zorlaşır, hiperaktiviteleri kötüleşir.

5.Kurallı toplantılardan kaçının. Aşırı hareketliliğin uygun olmayacağı topluluklara katılmaktan kaçının. Başlangıçta, lokanta, büyük satış mağazaları, konser gibi yerlere gitmekten kaçının. Evde kontrol kazanıldıktan sonra yumuşak geçişlerle bu gibi ortamlarda bulunun.

6. Ödünsüz, tutarlı disiplini sürdürün. Bu çocuklar yönetimi zor çocuklardır. Kurallar kendine ve başkalarına zarar vermemesi için kesinlikle uygulanmalıdır. Saldırgan ya da ilgi çekmek için yapılan tuhaf davranışlara kesinlikle izin verilmemelidir. Bu çocuklar kurallara direnir. Bu nedenle konulacak kuralların açık, net, tutarlı, uygulanabilir ve denetlenebilir olması gerekir. Çok önemli olmayan, göz ardı edilebilecek konularda kurallar konulmayabilir. Ana babalar çocuklarına karşı her an eleştirel olduklarında ilişkileri bozulacak, çocuğun güven duygusu ve benlik saygısı örselenecektir.

7.Disiplini fiziksel olmayan cezalarla temin edin. Çocuğun bir süre için kendi başına bırakılabileceği bir odanın ya da yerin oluşturulmasında yarar vardır. Bu oda çocuğun kendi odası olabilir ve orada davranışları ve sonuçlarını düşünebileceği, sakinleşebileceği bir ortam yaratılmalıdır. Bu süre içinde odada bulunması gereken süre çocuğa belirtilmeli bu tür bir eylemin kötüye kullanımının önüne geçilmelidir. Bu çocuklara saldırgan olmamayı ve ülkeyi kontrol etmeyi öğreteceğimiz için fiziksel ceza mümkün olduğunca verilmemelidir. Olumlu yetişkin modeline daha çok gereksinim vardır.

8.Dikkat süresini uzatın. Evde vereceğiniz görevlerle dikkat yoğunluk ve süresini artırın. Hiperaktivitesiz davranışlarını ödüllendirin. Kitap bakıp okumak, bul-tak bilmecelerini çözmek, resimleri eşlemek gibi etkinlikler bellek ve dikkat üzerine olumlu etkiler yapmaktadır. Oyuncakların çok fazla sayıda olmamalarına, güvenilir ve sağlam olmalarına, yaratıcılığı artırıcı nitelik taşımasına özen gösterilmelidir. Hareketliliğini boşaltacağı görevler verin. Böylelikle hem sizin önerilerinizi yerine getirmiş, hem de hareketi iliğini doyum sağlamış olacaktır.

9.Komşuların aşırı tepkilerine karşı tampon olun. Sokakta “Kötü çocuk” sıfatını kazansa da bunu eve taşımayın. o “yoğun enerjili iyi bir çocuktur”. Her zaman ailesinden kabul ve olumlu yönlendirme gören bir çocuğun benlik saygısı ve güveni sağlıklı gelişecektir.

10.Düzenli aralıklarla sorunlu ortamdan uzaklaşın, kendiniz için hoş bir şeyler yapın. Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik Bozukluğu olan bir çocukla yaşamak zor bir deneyimdir. Ana babaların zaman zaman hoşgörü ve güçlerinin kalmadığını ve yoğun çatışmaların yaşandığını görmekteyiz. Bu gibi ortamlarda yukarıda sözü edilen kurallar çiğnenmekte, sorunlu çocuklar daha da bocalamaktadır. Bunu önlemek için ana babaların herhangi bir sorunu düşünmeden rahatlayabilecekleri vc . güç depolayabilecekleri ortamların yaratılmasında büyük yarar vardır. Bu konuda aile üyelerinin bu gereksinimin farkına varması ve birbirlerine destek olmaları gerekliliği unutulmamalıdır.