29 Mart 2009 Pazar
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI KAÇA AYRILIR, BELİRTİLERİ NELERDİR?
Kişilik bozuklukları 3 gruba ayrılır.
1.Grup: Paranoid Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu, Şizotipal Kişilik Bozukluğu'ndan oluşan guruptur.
2.Grup: Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu, Histeriyonik Kişilik Bozukluğu ve Narsistik Kişilik Bozukluğu''''ndan oluşan gruptur.
3.Grup: Çekingen Kişilik Bozukluğu, Bağımlı Kişilik Bozukluğu ve Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğundan oluşan gruptur.
-Kişilik bozuklukları genellikle hangi sebeplerle ilgilidir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Kişilik bozuklukları şu sebeplerle ilgilidir:
*Çocuklukta oluşan ve yerleşen mizaç unsurları
*Merkezi sinir sistemi bozuklukları
*Anne ve babanın çocuk yetiştirirken sergiledikleri tutum
*Kültürel faktörler
*Fiziksel çevre
*Beyin hastalıkları
*Biyolojik Faktörler
*Psikoanalitik Faktörler (Bilinçaltı faktörler)
-Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?
Ortada tam ve geçerli bir kanıt bulunmaksızın, herhangi bir gerçekçi temel bulunmaksızın, kişinin aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından, kendisine zarar verildiğinden veya zarar verilmek istediğinden aşırı derece kuşkulanması olarak tanımlanabilir. Çevresindekilerin samimiyetinden, bağlılığından ve güvenilirliğinden emin değildir. Sıradan olay ve durumlardan kendisine karşı bir aşağılanma, küçük düşürülme veya gözdağı verilmesi gibi anlamlar çıkarır. Sürekli kin besler. Görmezden gelinmeyi bağışlamaz. Yeterli ve gerçek bir kanıt olmaksızın eşinin/partnerinin sadakatinden sürekli şüpheler duyar. Karşısındakinin sözlerinden kendince anlamlar çıkararak hiçbir sebep yokken öfkeyle saldırıya geçebilir. Bu kişiler patolojik olarak kıskançtırlar. Güvensiz, şüpheci, tedirgin ve gergindirler. Genellikle soğuk ve ciddidirler.
-Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir?
Genellikle bütün kişilik bozukluklarının tedavisinde kullanılan en temel ve birincil yöntem Psikoterapidir. Farmakoterapi (İlaç tedavisi) ikincil tedavi olarak yararlıdır.
Paranoid hastalar başkalarına karşı çok güvensiz olduğundan sır vermekten inanılmaz çekinirler. Bu sebeple terapide güvenlerini sağlamak çok önemlidir. Grup terapisi paranoid bozuklukta uygun değildir. Bireysel görüşmeler şeklinde uygulanan profesyonel psikoterapiler başarılı sonuçlar verir. Psikoterapiye ilaç tedavisi ile destek verilerek tedavi devam ettirilir.
-Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tanımlanabilir?
Şizoid Kişilik Bozukluğu teşhisi, yaşam boyunca sosyal çekingenlik gösteren hastalara konur. İnsan ilişkilerinde donuk, kısıtlı, içe dönük, tuhaf, kapalı, izole ve yalnızdırlar. Yakın ilişkilere girmez ve girmekten zevk almazlar. Genellikle gün boyu tek bir konuya odaklanır ve o konuya takılarak başka hiçbir etkinliğe katılmaz. Sırdaşları ve arkadaşları yoktur. Cinsel etkinlikleri ya hiç yok ya da çok azdır. Ne övülmekten ne yerilmekten etkilenmez. Duygusal tepkisizlik, soğukluk, ilgisizlik, tekdüze duygulanım, yaşamdan kopukluk hakimdir. Sessiz, uzak, güncellikten habersiz, kimseyle yarışmayan, pasif kişilerdir. Hiç evlenmeyebilirler. Kendileriyle ilgili projelerden çok, evren, din, felsefe, açlık, astronomi, zooloji... Gibi konularda tuhaf projeler üretirler.
-Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Şizoid Kişilik bozukluğunun temeli erken çocukluk dönemidir. Genellikle tedavisi Paranoid Kişilik Bozukluğuyla aynıdır. Ancak Şizoid Kişilik bozukluğunda Grup terapisi de kullanılabilir. Gruba alışınca grup arkadaşlarını önemser ve izolasyondan uzaklaşabilir.
-Şizotipal Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?
Hastalar aşırı derecede tuhaf ve gerçekliğe yabancılaşmışlardır. Büyüsel inanış ve düşünceler, garip fikirler, batıl inançlara tutulma, gaipten sesler ve kişilerle görüşmeler ve mesajlar aldığına inanma, telepati ve altıncı his saplantısı, imkansız düşler kurarak bunlar üzerinde sürekli düşünme şeklinde tanımlanabilir. Kişinin duygu, düşünce ve davranışlar birbirinden bağımsızlaşarak savrulur. Düşünsel ve içsel özel güçlerinin olduğuna inanırlar. Konuşmaları net değildir ve yorum gerektirir. Yakın ilişkilere girerken rahatsızlık duyma veya zorlanma ortaya çıkar. Kişilerarası ilişkileri bozulur. Bilişsel algıları çarpıklaşır. Arkaik (ilkel) fikirler öne sürer. Derin dünya, derin evren kavramlarını irdeler.
-Şizotipal Bozukluğun tedavisiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Psikoterapide Psikiyatrist hastanın akıldışı ve sıra dışı inanışlarını, büyü ve benzeri saplantılarını, batıl inançlarını gülünç bulmamalı ve yargılayıcı olmamalıdır. Ancak bu şekilde hasta kazanılabilir. Zaman içerisinde terapiye uyumlandırılan hasta gerçeklerle tanışır. Edindiği inanışları terk eder. İlaç tedavide etkin ve yardımcıdır.
-Paranoid, Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozukluklarının toplumlarda görülme oranı nedir? Kadın ve erkeklerde görülme oranı farklı mıdır?
Paranoid Kişilik Bozukluğunun toplumlarda görülme oranı % 2'dir. Paranoid Bozukluk erkeklerde kadınlarda oranla daha fazla görülmektedir. Ailevi temelleri bulunmaktadır. Yapılan bir araştırma azınlıklar ve göçmenler üzerinde daha yaygın olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Şizoid Kişilik Bozukluğunun yaygınlığı tam olarak bilinmemekle birlikte genel popülasyonun % 7'sini etkilediği söylenebilir. Erkeklerde 2 kat oranla daha fazladır. Şizotipal Kişilik Bozukluğu görülme oranı % 3'tür. Kadın ve erkek arasındaki oransal fark bilinmemektedir.
-Antisosyal Kişilik Bozukluğunun ayırıcı tanı ölçütleri nelerdir? Antisosyal Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir?
Antisosyal Kişilik Bozukluğu, halk arasında "psikopat" diye tarif edilen kişilerin gösterdikleri davranış bozukluklarıyla tanımlanabilen bir kişilik bozukluğudur. Bir bireyin 15 yaşından itibaren sürdürdüğü, başkalarının haklarını yok sayma ve başkalarının haklarına saldırma şeklinde gelişen kişilik bozukluğudur. Suça ve tutuklanmaya yönelik davranışları devam ettirme, yasalara ve toplum kurallarına başkaldırı, zevk için veya kendi çıkarı için huzur bozma, saldırganlık, sorumsuzluk, vicdan duygusunun yokluğu, yetersizliği, başkalarına zarar vererek zevk aldığında dahi kendini haklı çıkaracak bir model oluşturma şeklinde gelişen bir bozukluktur. Bu kişiler gergin, huzursuz, öfkeli, umursamaz, acımasız, bencil ve sadistiktik. Başkalarına zarar verdikleri gibi kendi bedenlerine de kesici ve delici aletlerle izler bırakırlar. Alkol ve madde kullanımı bu grupta yüksektir.
-Borderline Kişilik Bozukluğu için tanı ölçütleri nelerdir?
Benlik algısı ve duygulanımda tutarsızlık, belirgin dürtüsellik, otomatik ve ölçüsüz çabalar gösterme, bir şeyi ve ya kişiyi gözünde aşırı büyütme ve göklere çıkarma ve yerin dibine batırma tarzında gidip gelen tutarsız kişilerarası ilişkiler, para harcama, cinsellik, madde kullanımı ve çılgınca araba kullanma gibi sonu zarar veren dürtülerin en az ikisini şiddetle yapma, yineleyen intihar davranışları, çevresindekilere kendini öldürmekle ilgili gözdağı verme, boşlukta olma, öfke, hırçınlık, kavgacılık, hiddet ve kimi zaman paranoid düşünceler taşıyan kişiler için borderline diyebiliriz.
-Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Borderline Kişilik Bozukluğu arasındaki fark nedir?
Borderline en basit anlatımla kadının antisosyalidir. Çünkü kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Bu iki kişilik bozukluğu birbirlerine çok benzer ayırt etmek zordur. Antisosyal Kişilik Bozukluğu ise erkeklerde 3 kat daha fazla görülür.
-Narsistik Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?
Hasta kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşımaktadır. Başarılarını ve özelliklerini anlatır, üstünlük duygusu, grandiyözite, empati kuramama, kendini diğer insanlardan daha üstün ve özel görme, başarı, zeka, akıl, üstünlük gibi konulara kafa yorma, kendini çok sevme, kendine göre, kendi için ve kendi yararına düşünen, kıskanç, kendi çıkarları için başkalarını kullanan, aşırı bencil ve benmerkezci, özel ve eşi benzeri bulunmaz birisi olduğunu savunan, beğenilmek için her şeyi sergileyen, üstün kişi ve kurumlarla ilişkiler kurmayı hak ettiğini savunan kişilerdir. Sevgi, saygı, empati, anlayış ve duygusallık hayatlarında pek yer kaplamaz. Bu bozukluğun yapısı kronik olup tedavisi son derece zordur. Psikiyatristin telkinlerine yatkın değillerdir. Çünkü bir başkasının doğrusunu kabul etmeyi güçsüzlük sayarlar. Tedavisi oldukça güçtür. Bu kişiler aslında yapılarından pek de mutsuz değillerdir. Ancak çevresindekiler için son derece zor bir yapıları vardır.
-Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğunun tanı kriterleri nelerdir?
Hastalar, yapılan iş ve ya etkinliğin geneline ve asıl amacına değil ayrıntılarına takılırlar. Aşırı derecede katı, sabit, kuralcı, değişmez, düzenli ve rahatsız edecek derecede titizdirler. Kurallar, listeler, sıralamalar, ayrıntılar hayatlarını yönlendirir. Cimri, mükemmeliyetçi, katı ölçü ve sınırlarda yaşayan, belli hareketleri belli zamanlarda ve belli şekilde asla şaşmaksızın yapar, yapmadıkları zaman rahatsız olur ve ya bu durumu uğursuz bulurlar. Eski ve değersiz şeyleri dahi atmazlar. Resmidirler ve mizah duyarlılıkları yoktur. Onlara göre hayat ya siyah ya beyazdır. Tekrarcıdırlar, kurallarının bozulmasında toleransları yoktur. Eleştiricidirler. Titizlikleri günde 35 - 40 kere el yıkamaya gidecek kadar rahatsız edicidir.
-Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu nasıl bir tedaviyle düzeltilebilir?
Hastalık kişiyi ve yakınlarını mutsuz edecek, yaşamı zorlaştıracak ve keyifsizleştirecek hale geldiğinde hasta tedavi almayı genellikle kendisi talep eder ve psikoterapi süreci içerisinde de son derece uyumludur. Anksiyete ve paniği yüksek hastalarda ilaç tedavisi destekleyicidir.
-Çekingen Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir?
Hastalar eleştirilmekten, beğenilmemekten yoğun bir korku duyduğu için kişilerarası ilişkilerden kaçınırlar. Kendisini yetersiz bulan, tercih edilmeyen, çekiciliği olmayan, herhangi bir özelliği olmayan, yeteneksiz, beceriksiz olarak tanımlarlar. Yeni birisiyle tanıştıklarında hemen ketlenirler. Mahçup düşme korkuları çok yoğundur. Yalnız kalmayı tercih eder ve sevildiğinden emin olmadıkça asla kişiler arası ilişkilere yanaşmazlar.
-Bütün bu kişilik bozukluklarına eklenebilecek başka türlü kişilik bozuklukları da var mıdır?
Elbette. Kişilik Bozuklukları son derece geniş ve son derece önemli bir konudur. Kişilik Bozuklukları kavramı psikiyatrinin en önemli araştırma alanlarından biridir. Bilim ve araştırmalar ilerledikçe yeni tanımlanan kişilik bozuklukları alanımıza katılmaktadır. Benim şu ana kadar anlattığım kişilik bozukluklarına eklemek istediğim bir iki tane kişilik bozuklukları var. Bunları da kısaca şöyle anlatabiliriz:
Bağımlı Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler başkalarından destek ve öğüt almadan karar veremez, adım atamaz ve iş yapamazlar. Kendilerini yetersiz, ayakları üzerinde duramayacak, kendi bakımlarını sağlayamayacak kadar yetersiz hisseder ve başkalarının bakım ve desteğini alabilmek için her türlü şeyi yapabilecek kadar ileriye gidebilirler.
Pasif-Agresif Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler rutin sosyal ve mesleki işlerini yürütürken pasif bir direnç gösterir ve işleri bilerek ağırdan alırlar. Çünkü onlara göre, eğer başkaları önlerini kapamasaydı daha başarılı olurlardı. Her zaman takdir edilmemekten ve yanlış anlaşılmaktan yakınırlar. Kişisel şanssızlıklarını abartılı biçimde dile getirirler, mutsuz, huysuz, gücenmiş ve tartışmacıdır. Otoriteyi küçük görür ve otoritenin kendisine yaptığı eleştirileri mantıksız bulur.
Sadomazoistik Kişilik Bozukluğu; Bu kişilerde sadizm(başkalarına acı vermekten zevk alma) ve mazoizm(kendisine acı vermekten zevk alma) aynı anda görülür. Kendilerine ve başkalarına ve başka canlılara zarar vermekten, işkence yapmaktan acı vermekten inanılmaz zevk alır ve cinsel doyuma ulaşırlar. Karmaşık, kompleks, son derece zor tedavi edilebilen vicdan duygusunun yok olduğu, insanlık ve doğruluğun ve insan haklarının muhakeme edilmediği bir kişilik bozukluğudur. Başkalarıyla alay etmekten ve küçük düşürmekten de zevk aldıkları gibi kendileriyle de sert, kaba, küçük düşürürcesine konuşulması hoşlarına gider.
11 Ağustos 2007 Cumartesi
Psikopati
Aforizmalar, Kafka
“Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar” der bir ceza avukatı anılarında**. Böylesi insancıl bir çizgiden alıp masumu suçlu kimliğine doğru çevrimleyen ve beraberinde can yakıcı ateşinden mağdura da bulaştıran korku, aynı zamanda hasta, zayıf ya da bir şekilde farklı olan karşısında da doğurmaz mı tekrar tekrar kendisini?
“Başkaları cehennemdir” der Sartre. Zira, ötekinden doğru varlığımıza anlam ararken, biyolojik bütünlüğümüze gelebilecek her helal karşısında, ötekileşme, bir anlamda yok etme çağrısına kulak verme riskimiz yadsınamaz. O halde, farklı olan ve tam da bu nedenle bir o kadar tehditkar algılanan için ürettiğimiz ayrımcı ve karşı-saldırgan tavrımız, sönebilir mi ben’in bu biricik varoluş yolunda? Daha sade bir anlatıyla, bizi diğerinden ayıran her ne ise birleştiren de aynı yer değil midir? O halde, farkı aramak…
İyi için ömür veren sıradan kahramanların unutulduğu bir dünyada, sosyal itaatsizlikleri ile -tıpkı Warhol’un dediği gibi- en azından 15 dakikalığına meşhur olmayı başaran sıradan psikopatların savaş çığlıkları, o iyilerden çok, erken çocuklukluklarının kapanmak bilmeyen psişik yaralarına serzeniştir aslında. Birincil eksende kendilerini inciten şey, düşünsel ve duygusal anlamda aldandığımız üzere içinde kayboldukları politik, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklardan çok, soğuk, müsamahasız ve hükmedici nitelikteki aile düzenidir. Böyle bir düzende çocuk, etrafında olup bitenleri merak ve eğlence ile keşfetmek yerine, ihmal edilme ya da fiziksel, duygusal ve/veya cinsel istismara uğramanın acı ve tükenmişliğine çare arar. Ancak, çaresizlik döngüsünden çare üretmeye çalışmak, hele hele ki, anne-baba ihtimamına bire bir bağlı olunan yaşlarda bir başına çabalamak, yetişkinin dahi başetmekte zorlandığı bir duygu dünyasında, çocuğun yitip gitmesi demek olabilir kolaylıkla. Nitekim, psikopati ya da literatürdeki karşılığı ile antisosyal kişilik bozukluğu böyle bir yitimin resmidir.
Her ne kadar, resmin önemli bir kısmının biyolojik tabiata bağlı değişkenlerden (beyin enzimlerindeki düzensizlikler ya da genetik bozulmalar) oluştuğu düşünülse de, kalan önemli bir kısmının da -tıpkı yukarıda da anıldığı üzere- düşük sosyo-kültürel düzey, geleneksel yapıdan doğabilecek tetikleyici unsurlar (örn. töre cinayetleri), bozuk aile ilişkileri, aile geçmişinde veya yakın çevresinde benzeri suç davranışları ile akıl hastalığı öyküsünün varlığı, alkol-madde bağımlılığı, fiziksel-cinsel-duygusal istismar veya ihmal yaşantıları gibi hazırlayıcı etmenlerle şekillendiği bilinmektedir.
Psikopatik kişilik örüntüsü temelde, ahlak normlarının dışında kalan ve antisosyal nitelik taşıyan vasıflarla ifade bulur. Bu vasıfların başlıcaları ise şunlardır:
- Olağanüstü etkileme gücü ve iyi bir zeka düzeyi
- Akıldışı düşünme belirtilerinden olan delüzyon ve benzeri işaretlerin yokluğu
- Güvenilir olmama, kolay yalan söyleyebilme, samimiyetsiz tutumlar, farklı çevrelerde farklı adlar kullanarak kendini tanıtma
- Sorumluluk taşıyamama (düzenli bir iş yaşamı kuramama, maddi koşulları düzenleyememe)
- Patolojik düzeye ulaşan ben-merkezcilik ve içgörü kaybı
- Kişilerarası ilişkilerde duyarsızlık, empati kuramama, duygulanımda küntlük, sosyal ilişkilerde faydacılığı önceleme (diğerlerini kendi yararına kullanma)
- Vicdan ve utanma duygusundan yoksunluk; incittiği, yaraladığı veya kötü davrandığı kişiler için bozuk bir aklileştirme mekanizması kullanarak acıma hissi duymama (haklı olduğunu varsayma)
- İçtepisel davranım, zayıf iradi güç ve deyimlerden öğrenme başarısızlığı
- Kolay uyarılabilirlik ve buna bağlı olarak ortaya çıkan saldırganlık (fiziksel olarak yaşanan kavgalar)
- Kendisinin ve diğerlerinin emniyetini hiçe sayan davranışlar gösterme
- Adli sicilde yüklülük (gözaltı, tutuklanma v.b. adli kayıtların varlığı)
- Uygunsuz motivasyonların tetiklediği antisosyal davranışlar (örn. ilgi elde edebilmek için zorbaca tutumlar takınma)
- Alkol alımı halinde kurgusal (fantastik) ve itici davranışlar sergileme
- Nadiren sonuca ulaşan intihar girişimleri
- Sıradan, kendisine özel olamayan, zayıf katılım gösterdiği cinsel yaşam
- Herhangi bir hayat planını takip etmede, geleceğe dair atıfta bulunmada başarısızlık
Muhtemelen, gen bankamız farklılaşıp da, bir başka canlı formuna dönüşmediğimiz ve/veya sosyal ilişki ağlarımızı gözden geçirip de, daha duyarlı bir dünyayı birbirimize armağan etmediğimiz müddetçe, psikopatik davranış da, diğer tüm hastalıklı davranışlar gibi, bizlerle birlikte yaşamaya devam edecek ve yazık ki, türümüzün karanlık yüzü olarak varlığını koruyacaktır. Bu gerçeklik, canlı davranışlarını irdeleyen sosyal disiplinlerin alandaki önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Zira, ancak bu bilgi havuzundan alınacak pay ile
- şiddetin doğası daha iyi anlaşılabilir
- insan canlısını saran sarmalayan aile ortamının aile olma vasfı geliştirilerek, ilgili hükumet politikaları bu amaç doğrultusunda zenginleştirilebilir
- suç engellemede başarı yükseltilebilir ve şiddet davranışları gösteren kişilere yönelik tedavi programları daha kapsamlı hale getirilebilir
- şiddet, istismar ve ihmal davranışları hakkında eli kolu bağlayan hatalı bakış açıları giderilebilir (örn. yapılan araştırmalar göstermektedir ki, çocuklarımızı istismar eden yetişkinler, geçmişte varsayıldığı gibi, sokaktaki yabancı ve işe yaramaz kimseler değil, sıklıkla onları emanet ettiğimiz aileyi yakından tanıyan kişilerdir)
- pataloji tablolarının kapsamlı tarifi ile birlikte, temel hak ve hürriyetlerin korunumuna dair entellektüel ve hukuki hassasiyet arttırılabilir
- kurban-bilim (viktimoloji) konusunda bilgi birikimi sağlanabilir, bilirkişinin objektif tutumu pekiştirilebilir ve ceza-infaz yasaları günün koşullarına göre gözden geçirilebilir
Yukarıda belirtilen noktalardan da anlaşılacağı üzere, psikopatik davranışların psiko-sosyal ve hukuki süreçler bağlamında ele alınmasıyla birlikte, kişisel ve toplumsal ilişkilerde yaşanan tahrip olgusu önlenebilir. Aynı zamanda, ardıl süreçlerde takibi kolaylaştıran bir veri kaynağı sağlanmış olur. O halde, alana hak ettiği değeri vermek, modern zamanların suç niteliği taşıyan ilkel edimlerine “dur” diyebilmede sığınılabilecek değerli bir çözüm yoludur.
”İmkansızı bertaraf ettiğinizde,
geriye kalan her ne ise inanılmaz olandır,
ki gerçek de bu değil midir zaten?”
A Study in Scarlet, Sherlock Holmes
Sir Arthur Conan Doyle